www.kino24.de.tl
  Fikralar
 

FIKRALAR
 

Hristiyan ve Yahudi

Roma'da dünyaca ünlü San Pietro Kilisesi'nde büyük bir pazar ayini... Görkemli bir dinsel tören.. Papa bile katılıyor. Koskoca meydan mahşer yeri gibi. Kilisenin içi de dışı da tıklım tıklım. Bu arada kilise kapısında iki adam özellikle dikkati çekiyor. Ikisinin de boynunda kocaman birer levha asılı. Birinde "Ben koyu bir Hristiyanım, lütfen bana yardım ediniz" yazılı. Ötekinde ise sadece "Ben koyu bir Yahudiyim" yazıyor. Tabii ki kiliseden çıkanlar Hristiyan olduğunu ifade eden adama yanaşıyorlar ve ellerini ceplerine atıp cömertçe bir şeyler veriyorlar. Yahudi olduğunu ifade eden adamda ise siftah yok. Bu arada kiliseden çıkan iyi niyetli biri "Yahudiyim" yazısı taşıyana sokuluyor. "Bana bak kardeş" diyor, "..dürüstlük iyi bir şey, ama binlerce Hristiyan kiliseden çıkarken, senin Yahudi olduğunu böyle aleni olarak ifade etmen kanımca hiç de akıllıca bir hareket değil. Bak kimse sana para da vermiyor zaten.. Bence çıkar o yazıyı boynundan, sen de şu Hristiyan gibi..." deyince; boynunda "Yahudiyim" yazılı adam "Hristiyanım" yazılı olana dönüp sesleniyor: - Heey! Salamon! Herife bak be! Gelmiş bize ticaret öğretiyor..

 

Sobadaki hikmet

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."

 

Delik

Delin Uçak fabrikasında yeni bir tasarım. Herşey mükemmel. İlk test uçuşu fakat uçağın kanatları gövdeyle bağlantı yerinden kopuyor. Tüm ekip enkazın başında. Birisi "kanatla gövdenin birleştiği yerlere delik delin" diyor. Yeniden hesaplamalar, iki yıllık çalışma, test uçuşu. Ne yazık ki akıbet aynı. Kanatlar yok. Fabrikaya taşınan enkazın başındaki acayip adamdan aynı öneri. "Delik delin kardeşim." Üçüncü denemenin de akıbeti aynı olunca proje sorumluları acayip adamın dediklerini uygularlar. Sonuç tam bir BAŞARI. İnanılmaz bir sağlamlık. Acayip adamı fabrika içinde bulurlar ve proje müdürünün önüne getirirler. "Biz bu kadar Profesör ve Mühendis, bilim adamı çözemedik, sen çözdün bu sorunu; kimsin sen?" Adamcağız sıkılarak: "Tuvalet temizleyicisiyim, kahrolası tuvalet kağıtları hiç bir zaman delikli yerlerinden kopmazlar da!".

 

Zenciler

Beyazlaştırılır Bir gün Smith ve John adında iki zenci New York sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: "Zenciler beyazlaştırılır. Fiyat 100 dolar." Smith'in 101 doları, John'un ise 99 doları vardır. John, Smith'e: "Sende fazla olan 1 doları bana ver birlikte girelim" der. Smith'se: "Önce ben gireyim. Eğer beyazlaşırsam sen de girersin" der ve içeri girer. Az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar Smith. John: "Smith ne kadar beyazlaşmışsın. Şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım." Smith cevap verir: "Defol burdan pis zenci!"

 

Çikolata

Adam kumsalda yürürken ayağı birşeye takılmış, bir de bakmış bir lamba.. "Hahahaa" demiş; "bu da içinden cin çıkan sihirli lambalardan olmasın?" Lambayı biraz ovalamış vee... birden etrafı dumanlar kaplamış, derken kocaman bir cin ortaya cıkmış : - Benden üç şey dileyebilirsin, dile bakalım! Adam "Harika!" demiş.. "ilk olarak 1 milyar dolarım olsun istiyorum" Cin parmaklarını şıklatmış ve kumsal baştan aşağı silme banknotlarla dolmuş... Adam gözlerine inanamamış ve ikinci dileğini söylemiş : - Hawaii'de okyanusu gören lüks bir villa istiyorum Cin yine parmaklarını şıklatmış ve adam birden elinde lambayla kendini Hawaii'de muhteşem bir evin önünde bulmuş. Cin sormuş: - Evet, son dilegin nedir? Adam düşünmüş düşünmüş ve: - Kadınlar icin dayanılmaz, karşı konulmaz olmak istiyorum. Cin yine parmaklarini şıklatmış veeeee... Adam bir kutu çikolataya dönüşmüş..

 

Yıllar Önce

Otomobil kazasında ölen yaşlı çift, doğru cennete gönderilirken görevli anlatmaya başlar: - Şu denize bakan villa sizin. Yanında tenis kortu, yüzme havuzu ve golf parkuru var. İstediğiniz herhangi birşey için şu düğmeye basmanız yeterli. Cennet görevlileri derhal takdim edecekler..." Görevli ayrılınca, adam karısını azarlamaya başlar: - Kahretsin Vildan, hep senin hatan! - Nasıl yani bey ?! - O kahrolası yürüyüş programların, vitamin hapların, yulaf çorbaların, içki, sigara yasaklamaların olmasa buraya yıllar önce gelecektik..

 

Bayan Ajan

İsrailli güzel casus Suriye'den dönüp İsrail Genelkurmayı'na rapor verir: - Hafız Esad'ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim. Generaller sevinçle haykırırlar: - Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim. Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar: - İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım...

 

Kuaförde

Adam, lüks erkek kuaföründe oturmuş bir yandan sakal traşı olurken, bir yandan da elleri manikürlenmektedir. Manikürü yapan sarışın fıstık adamın ilgisini çekmekte gecikmez: - Güzelim, bu gece benimle çıkmaya ne dersin? Kız gülümser: - Özür dilerim ama ben evliyim. - "Boşversene" der adam, "Seninkine telefon et bu gece işin çıktığını eve gelemeyeceğini söyle.." - İsterseniz siz söyleyin, şu anda sizi tıraş ediyor...

 

Atalar

Geçen sene 100 metre derinliğe kadar kazdıktan sonra, Rus bilim adamlari 1000 yıllık bakır tel artıkları buldular ve bundan, atalarının bin yıl önce bir telefon ağına sahip oldukları sonucuna vardılar. Onlardan aşağı kalmamak için, takip eden haftalarda Amerikalı bilim adamları 200 metre derinliğe kadar kazdılar ve gazeteler şu manşetle çıktı: "Amerikan bilim adamları 2000 yıllık optik kablo artıkları buldular ve atalarının, Ruslarinkinden bin yıl önce yüksek teknoloji ürünü dijital telefonları olduğu sonucuna vardılar". Bir hafta sonra Türk ajansları şu sürmanşeti verdi: "500 metreye kadar yapılan çalışmalarda Türk bilim adamları kesinlikle hiç bir şey bulamadılar. Bunun üzerine atalarının 5000 yıl önce cep telefonu kullandikları sonucuna vardılar".

 

Ateist

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamiş. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayi adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam "TANRIM!!!" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamiş. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: - "Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş. Adam utanç içinde: - "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demiş. Ses: - "Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamis. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamiş: - "Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere."

 

Afacanlar

Mahallenin iki afacan kardeşi tüm mahalleliyi bıktırmış. Sürekli ana babalarına şikayet geliyor mahalleliden. Kırılan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşler. Ana babası usanıp bu durumu kilisenin papazına anlatırlar ve yardım isterler. Papaz "gönderin çocukları konuşayım" der. Çocukları gönderirler. Papaz önce büyük oğlanı çağırır: - "Söyle bakalım evladım, Tanrı nerede?" Cocuk susar. Papaz tekrar sorar: - "Evladım söylesene Tanrımız nerede?" Çocuk susmaya devam eder. Papaz ısrarla sormaya devam eder, cocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz, "konuşsana be cocuk nerede Tanrı?" der.. Çocuk aniden fırlar, kiliseden koşarak kaçıyorken seslenir kardeşine "kaçalım çabuk!". Eve giderler, odalarına çıkıp kapıyı iyice kapatırlar, küçük oğlan sorar büyüğüne "neden kaçıyoruz?" Büyük yanıtlar: - "İşte şimdi hapı yuttuk, Tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!"

 

Wilson Çivileri

Wilson adinda birinin bir çivi fabrikası vardır ve reklama ihtiyacı vardır. Pazarlamacı arkadaşı ile konuşurken arkadaşı "Wilson Çivileri" diye bir reklam ayarlayabileceğini ifade eder. "Bana bir hafta ver." der arkadaşı, "sana bir kasetle döneceğim." Bir hafta sonra pazarlama uzmanı Wilson'u görmeye gelir. Kaseti videoya koyar ve çalıştırır. Romalı bir asker İsa'yı çarmıha çivilemekle meşgul; yüzünü kameraya çevirir ve "Wilson çivileri kullanın, onlar her şeyi taşır" der. Wilson çılgına döner ve bağırır, "senin problemin ne? Bunu asla TV'de göstermezler, sana ikinci bir şans veriyorum, ama kesinlikle Romalı'ların İsa'yı çarmıha germesi gibi şeyler istemiyorum." İkinci hafta pazarlamacı elinde başka bir kasetle gelir. Yine kaseti videoya koyar ve çalıştırır. Bu sefer kamera Roma'nın dışından merkeze doğru yakınlaşır ve çarmıha asilmis İsa'nın önünde durur. Romalı bir asker yukarı bakar ve "Wilson çivileri, her şeyi taşır" der. Wilson kendini tutar bu sefer, "sen beni anlamıyorsun, çarmıhta bir İsa istemiyorum. Sana son bir şans veriyorum, bir hafta içinde yayınlanabilecek bir reklamla gelmeni istiyorum." Bir hafta daha geçer. Wilson sabırsızlıkla beklemektedir. Pazarlama uzmanı yeni kasetiyle gelir. Saçları uzamış bir adam nefes nefese koşmaktadır. Bir düzine Romalı asker de peşinden kovalamaktadır. Tepenin başına gelirler ve askerlerden biri kameralardan birine döner: "Keşke Wilson çivileri kullansaydık."

 

Kekeme

Kekemenin biri bir gün Beşiktaş'ta kekeme okulunu ararken okulun yerini bulamamış, en yakınındaki bir bakkala girip: - "Kakakakarrdeşşşş, bubububurraaalarrrrdaddadadadbi kekekemememe okukukukuluuu varmış, nenenenerededede bibibiliyomusususun?" diye sormuş. Bakkal da: - Okulun yerini bilmiyorum ama abi, senin okula hiç ihtiyacın yok bence gayet iyi kekeliyorsun...

 

Maç

Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış: - "Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim, ne dersin?" - "Boşuna oynamayalım, biz kazanırız", demiş Şeytan. - "Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde." Şeytan şeytanca gülümsemiş: - "Ama bütün hakemler de bizde."

 

Einstein'ın Şoförü

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile giderdi. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein'a; "Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve artık neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir öneride bulunmuş: "Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar.", "o halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen yap konuşmayı, ben de arka sırada seni dinlerim." Şoför, gerçekten çok başarılı bir konuşma yaptı ve sorulan tüm soruları doğru yanıtladı. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış bir soru sordu. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye döndü ve: "Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" dedi. Sonra da Einstein'ı işaret ederek şöyle devam etti: "Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile yanıtlayacak."

 

Promosyon

Hava taşımacılığının ilk yıllarında insanlar uçağa binmekten korktuğu için bir türlü istenen yolcu sayısına ulaşılamıyormuş. Bir şirketin promosyon sorumlusu uçaklarında seyahat eden iş adamlarına birer mektup göndererek, eğer o hafta rezervasyon yaptırırlarsa bundan sonraki ilk beş seyahatlerinde eşlerinden para alınmayacağını bildirmiş. Bunun üzerine epeyce başvuru olmuş doğal olarak. Şirket kampanya sona erdikten sonra bu kez işadamlarının eşlerine birer mektup göndererek, seyahatlerinden memnun olup olmadıklarını sormuş. Ancak mektup gönderilen kadınların yüzde doksanından şu yanıt gelmiş: "Ne seyahati?"

Akşam Yemeği

akşam yemeği sırasında askerin biri koşarak komutanının odasının kapısını çalarak içeri girmis ne oldu asker diye sormuş komutan.komutanım bugün böreğin içinden biraz toprak çıktı demiş. oğlum demiş sen hiç tavşan böreği yedin mi demiş.yedim komutanım demiş asker.peki içinden hiç tavşan çıktı mı diye sormuş sinirlenerek.asker de iyi de komutanım biz de buraya vatan toprağı yemeye gelmedik demiş.

 

Sarhoş

Adam zilzurna sarhos halde otelin kapisina gelir, kapida gordugu apoletli, sirmali uniformali adama seslenir: Heeey!, bana bir taxi cagir!adam hiddetle: -!- ben kapici degil, amiralim! ... oyleyse bana bir gemi cagir! )

 

Savaş Gemisi

Bir savas gemisi karanlik ve sisli bir gecede yol aliyormus. Derken kaptan koskundeki komutan tam karsida ve uzakta uzerlerine dogru gelen bir isik farketmis. Hemen karsi tarafa sinyal gondererek su mesaji gecmis:-'Derhal rotanizi 30 derece doguya cevirriniz'Karsindan aninda cevap gelmis: 'Sen rotani 30 derece batiya cevir!' Komutan sasirmis, biraz da sinirlenmis, mesaji tekrarlamis:-'Rotani derhal 30 derece doguya cevir, emrediyorum!'Karsidan cevap:-'Asil sen rotani 30 derece batiya cevirreceksin!'Komutan ofkeden kuplere binmis, bir mesaj daha yollamis-'Ben 30 yillik kaptanim, sana son kez emrediyorum, rotani 30 derece batiya cevir!'Cevap:-'Sen 30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotani 30 derece doguya cevir'Komutan, o kadar sinirlenmis ki, hemen murettebata butun toplari atese hazir hale getirmelerini emretmis ve son kez bir mesaj gondermis:-'Burasi bir savas gemisi, derhal rotanii 30 derece batiya cevirmezsen atese baslayacagiz'Karsidan cevap gelmis: -'Burasi da bir deniz feneri.. Sen rotani bir an once 30 derece doguya cevirmezsen birazdan kayalara carpacaksin'

 

Acemi Er

Acemi er, levazim basçavusuna yakinir :-Basçavusum, bize yemekte ördek böregi vverdiler. Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu. O halde? diye yanitlar basçavus.Seen hiç asker bisküvisi yedin mi?-Sey...yani evet, basçavusum. -Içinden hiç asker çikti mi, ulan!

 

Onbaşı Mehmet

Yüzbasinin çok sevdigi ve güvendigi Onbasi Mehmet'in cezalandirdigi er, yüzbasinin karsisinda :-Komutanim benim bir sikayetim var.-Söyle. -Mehmet onbasi beni dögdi.-Git, ben onun cezasini veririm. Ama yüzbasim; hem dögdi , hem sögdi. -Anladim, git cezasini veririm.-Anama babama laf etti. -Git cezasini veririz dedik ya.-Benim anam da yohtur, babam da yohtur.<-Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladim.-Ama yüzbasim, Mehmet onbasi benim anamaa da laf etti , babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin.Yüzbasi :-Derhal kos; çagir Mehmet Onbasi'yi buraaya! dedi.

 

Diktatör General

Diktatör general askerleri ile yolda giderken askerlerden biri hapşırmış.Diktatör arkasını dönüp:'Kim hapşırdı demiş:' Askerler korkudan bir şey söyleyememiş. Diktatör bunun üzerine birinci sırayı kurşuna dizmiş.Sonra yola devam etmişler biraz sonra yine bir hapşırık sesi gelmiş. Diktatör kim hapşırdı deyince yine korkudan kimse kimin hapşırdıgını soyleyememiş.Bunun uzerine diktator ikinci sırayı kursuna dizmiş.Biraz sonra yine birisi hapşırmış.Diktatör arkasını donup sormus kim hapşırdı diye. Bi asker ben hapşırdım demiş .Diktatör general askere dönüp:Çok yaşa demiş.

 

Mehmet Er

Mehmet er olarak askerliğini yapmaktadır. Ve komutan her gün Mehmet'i 10 km. uzaktaki şehir merkezine yürüyerek gönderir ve kendisine günlük bir Hürriyet gazetesi aldırır.Mehmet her ince şehir merkezine yürüyerek gider ve ogleden sonra saat 15,00e doğru da kışlaya geri gelerek komutanına aldığı gazeteyi verir.Aradan 10-15 gün geçer ve Mehmet hergün ayni işlemi yapmaktadır.Bir gün Mehmet bu adar uzun yolu hergün gitmeye dayanamaz ve şehre gazete almaya gittiğinde aynı Hürriyet gazetesinden 4 adet alır ve karargaha geri döner ve komutana gazetelerden bir tanesini verir. Diğer 3 gazeteyi de kendisinde saklar. 2. gün Mehmet sanki şehre gitmis gibi yapar ve garnizonda sota yerlerde oyalanır ve öğleden sonra saat 15,00 e dogru dün aldığı Hürriyet gazetelerinden birisini daha komutana verir.3. gün Mehmet şehre gitmez ve ogleden sonra saat 15,00 e dogru komutanın yanına giderek aldığı gazetlerden bir tanesini daha verir. 4. gün de ayni şeyi yapar ki; komutan Mehmete hışımla seslenir ve derki: 'Sen bu gazetelere gelirken göz gezdiriyor musun, bakıyor musun?' Mehmet endişe ile ve korkarak 'hayır komutanım hiç bakmıyorum' der. Komutan tebessüm ederek Mehmet'i yanına çağırır ve der ki 'Gel o zaman sana komik bir şey göstereyim, geri zekalı bir şoför, 3 gündür ayni araba ile ayni ağaca çarpıyor...Bak 3 gündür gazetede adamın da, carptığı arabanın da agacın da resimlerini koyuyorlar' der.

 

Albay

Albay, binbaşıya: -Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya: -Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene: -Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında: -Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış.

 

İngiliz Subayı

Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdi, yaşlı bir albaya emri iletmekle görevlendirildi: - "Babam birliğinizi şu karşıki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim" dedi. Yüzü moraran albay da şöyle dedi: -Demek öyle söylüyor!Peki anneniz ne diyor?!

Mehmet
Manevra varmış. Mehmet elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş: -Düşman önden gelirse ne yaparsın? Mehmet cevaplamış. Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse diye; tekrar tekrar sormuş komutan. Mehmet bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda: - "Ya düşman tepeden gelirse?" deyince; - "Bu memleketin tek askeri ben miyim komutanım?"

Albay
Albay askerlerin içki içmelerine engel olmak için kantinin duvarına bir yazı asmıştır. Yazıda: -İçki öldürür, diye yazıyordur. Ertesi gün oradan geçen albay ne görsün?Biri yazının altına şunları ilave etmemiş mi: -Askerler ölmez!

Amerikanın neresinden ?
Kore'de Türk Tugayından iki Anadolulu asker biraz gezmek için firar ederler. Şehirde bir aşağı bir yukarı dolaşırken inzibat subayı bunları yakalar ve sorar: - "Hani sizin izin kağıtlarınız?" Erler subayı atlatırız umuduyla: - "Biz Amerikalıyız..." diye cevap verirler. Subay durumu anlar, ama hiç bozuntuya vermez: - "Amerika'nın neresindensiniz?" diye sorunca: - "İçindenik kumandanım!" diye yanıt verirler...

Güm Güm
Bir gün Cennet'in kapıları şiddetle vurulmuş: - Güm Güm Güm !! İçeriden seslenmişler: - Kim o? Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses: - Biz Istanbul'u fetheden Fatih'in yiğitleriyiz! İçeriden hoş geldiniz diyerek kapılar ardına kadar açılmış ve yiğitleri içeriye buyur etmişler. Her şey çok güzel gidiyormuş. Ta ki, 40 yıl geçinceye kadar. Bir gün kapılar yine şiddetle çalınmış: - Güm Güm Güm !!! İçeriden sormuşlar: - Kim o? Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses: - Biz İstanbul'u fetheden Fatih'in yiğitleriyiz! İçeriden hemen cevaplamışlar: - Onlar 40 yıl önce geldi! Dışarıdan yine ses gelmiş: - Biz mehter takımıyız, ancak geldik!

Savaş Gemisi
Bir savaş gemisi karanlık ve sisli bir gecede yol alıyormuş. Derken kaptan köşkündeki komutan tam karşıda ve uzakta üzerlerine doğru gelen bir ışık farketmiş. Hemen karşı tarafa sinyal göndererek şu mesajı geçmiş: - "Derhal rotanızı 30 derece doğuya çeviriniz." Karşıdan anında cevap gelmiş: - "Sen rotanı 30 derece batıya çevir!" Komutan şaşırmış, biraz da sinirlenmiş, mesajı tekrarlamış: - "Rotanı derhal 30 derece doğuya çevir, emrediyorum!" Karşıdan cevap: - "Asıl sen rotanı 30 derece batıya çevireceksin!" Komutan öfkeden küplere binmiş, bir mesaj daha yollamış: - "Ben 30 yıllık kaptanım, sana son kez emrediyorum, rotanı 30 derece doğuya çevir!" Cevap: - "Sen 30 senelik kaptansan ben de 20 senelik denizciyim, sen rotanı 30 derece batıya çevir!" Komutan, o kadar sinirlenmiş ki, hemen mürettebata bütün topları ateşe hazır hale getirmelerini emretmiş ve son kez bir mesaj göndermiş: - "Burası bir savaş gemisi, derhal rotanı 30 derece batıya çevirmezsen ateşe başlayacağız" Karşıdan cevap gelmiş: - "Burası da bir deniz feneri.. Sen rotanı bir an önce 30 derece doğuya çevirmezsen birazdan kayalara çarpacaksın"

İki general
İki general bir kafede oturup konuşuyorlarmış. İçkinin de etkisiyle generalin biri "benim bir erim var çok salak", demiş. Diğeriyse "hayır, benim bir erim var o daha da salaktır", demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir şey yapmaya karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp "oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir Mercedes al gel" demiş. İkinci general de askerini çağırıp "git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. İki asker yolda karşılaşmışlar. İlki "ya benim general çok salak. Bu günün pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi" demiş. İkincisiyse "benim general daha salak. Yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi" demiş...

2. Dünya Savaşı
İkinci dünya savaşı sırasında bir İngiliz Almanya üzerinde düşürülür. Almanlar bunu esir alırlar fakat İngiliz'in bir bacağı ve iki kolu kangren olmuştur. Almanlar ilk önce bacağı keserler ve İngiliz Almanlardan bu bacağı ana vatanı olan İngiltere'ye atmalarını ister. Almanlar da atar. Sonra İngiliz'in kolu kesilir, İngiliz yine aynı dilekte bulunur ve Almanlar da yerine getirir. Bu sefer de Almanlar öteki kolu keserler. İngiliz her zamanki gibi Almanlar'dan kolu anavatanına atmalarını ister fakat Almanlar " OLMAZ!" derler, İngiliz nedenini sorunca şöyle cevaplarlar: "SEN GALİBA KAÇMAYA ÇALIŞIYORSUN!"

Kamuflaj Yarışması
Askerde kamuflaj yarışması vardır. Herkes çuvallara girecek, komutan gelip tekme atacak; onlar da hayvan sesleri çıkaracaklardır; komutan da beğenirse onaylayacaktır. Komutan birinci çuvala vurur. "Hav hav hav", komutan "aferin" der, "köpek çuvalı". İkinci çuvala vurur, "miyav miyav". Komutan gene beğenir. Böyle on onbeş çuval gezer... Hepsi çok iyi taklit yapıyorlardır. En son çuvala vurur ses yok. Daha sert vurur gene ses yok, tekme, tokat, tahta, tüfek, ses yok. Askerlere emir verir iyicene tekmeleyin diye. Çuvaldan kan sızmaya başlıyor. Beş dakika sonra da ince, bitkin bir ses: - "Patateeeeeees.."

Güney Amerikalı
Güney Amerikalı bir subayla bir er konuşuyorlar: - "Savaşta bir düşmana rastlarsan ne yaparsın?" - "Vururum." - "Doğru, peki bir düşman bölüğüne rastlarsan ne yaparsın?" - "Vururum" - "Olmadı. Koşup karargaha haber verirsin. Peki savaş meydanında bir inek görürsen ne yaparsın?" - "Vururum." - "Olmadı." - "Koşup karargaha haber veririm." - "Yine olmadı. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklersin. Şimdi beni görürsen ne yapacağını söyle.." - "Vururum." - "Olur mu canım. Ben senin komutanınım." - "Döner karargaha haber veririm." - "Yahu ben düşman bölüğü değilim ki." - "Hah tamam. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklerim..."

Şemsiye
Yıllar önce İngiltere'de erler şemsiye kullanmazmış. Şemsiye taşıma hakkı sadece subaylara tanınıyormuş. O yıllarda bir gün genç teğmenlerden biri, koltuğunun altında bir şemsiye ile hızlı hızlı yürüyen eri görünce, beyninden vurulmuşa dönmüş. Eri çağırarak: - "Bu ne küstahlık", demiş. Ve şemsiyeyi aldığı gibi dizinde iki parça etmiş. - "Bu sana bir ders olsun, bir daha böyle küstahlıklar yapma!" Neye uğradığını anlamayan er: - "Başüstüne", diyerek selamı çakmış ve şöyle sormuş: - "Teğmenim, beni az önce evine yollayan general şemsiyesini istediğinde kim kırdı diyeyim?"

2. Dünya Savaşı (2.ci)
II. Dünya Savaşı sırasında Rus orduları geri çekiliyormuş... Ve Rus generali durumu kurtarmak için askerleri teşvik etmeye karar vermiş. Getirilen her ölü Nazi için 10 ruble vaad etmiş. Çatışmalardan sonra kimi 1, kimi 3 ceset getirmiş ve paralarını nakit olarak almışlar. Bir ara bir Yahudi asker, bir vagonu sürükleyerek getirmiş. Vagonun kapısını açmış, içerisi ceset doluymuş. General bunu görünce şaşırmış ve askeri kenara çekerek şöyle demiş: - "Asker, anlarsın ya bütçemiz zayıf, haydi ben sana ceset başı 7.50 ruble vereyim. Asker: - "Olmaz", demiş, "Zaten bana geliş fiyatı 8.30 ruble."

Boy Ölçüsü
Askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış. Bir gün bunu komutana da götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar. Komutan inanmamış... - "Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç?", demiş. Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve "1.75 efendim", demiş. Komutan: - "Doğru.. Hayret, nasıl bildin?" demiş. Asker "Bilirim tabi efendim, ben kereste uzmanıyım.."

Teskere
Teskere zamanı yaklaşmıştır. Aynı tertip askerlerden bazıları oturup bir karar alırlar. Bir daha saf asker Mehmet'e ayak işleri yaptırmayacaklardır. Kararı Mehmet'e açıklarlar. Bu habere çok sevinen Mehmet yine de doğrulatmak için tek tek sorar: - "Sen Ali, ayakkabılarını bana boyattırmayacaksın değil mi?" - "Evet." - "Sen Osman, benim sigaralarımdan otlanmayacaksın değil mi?" - "Otlanmayacağım." - "Sen Hasan, çoraplarını bana yıkattırmayacaksın değil mi?" - "Yıkattırmayacağım." Herkesten gerekli yanıtı alan Mehmet: - "İyi, ben de bundan sonra karavanaların içine işemiyeceğim.."

General 2
Bir general, komşu ülkeden gelen konuk generale hem hava atmak, hem de erlerinin kendisine ve vatanına bağlılıklarını göstermek için, üç erini ve karılarını yanına çağırır. Erlere birer kurusıkı tabanca verir. Onları yan odaya alır ve karılarını öldürmelerini ister. Konuk generale "şimdi bakınız erlerimiz nasıl itaatkar ve vatansever", der. Erler teker teker içeri girerler. Birinci er karısından özür dileyip tüm şarjörü boşaltır. Tabii karısı ölmez, kurşunlar kurusıkıdır. İkincide de aynı şey olur. Genaralin gözleri yaşarmıştır. En son giren erin ardından, iki general kurşun seslerini dinlerken, "dan dan dan dan dan dan... şangırrrr", diye bir ses duyarlar. İşini bitirip çıkan ere merakla sorarlar, "neydi o şangırrr sesi?" diye. Er yanıtlar: - "Komutanım bana kurusıkı kurşun vermişsiniz, karım ölmeyince bende tuttum camdan aşağı attım."

Acemi Er
Acemi er, levazım başçavuşuna yakınıyormuş: - "Başçavuşum, bize yemekte ördek böreği verdiler. Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu." - "O halde? diye yanıtlamış başçavuş. "Sen hiç asker bisküvisi yedin mi?" - "Şey...yani evet, başçavuşum." - "İçinden hiç asker çıktı mı ulan!"

Acemi Er -2
İki acemi er paraşüt eğitimlerini tamamladıktan sonra ilk atlayışları için havalanırlar. Makul seviyeye geldiklerinde komutanları son kontrolleri yapıp: - "Atladıktan bir süre sonra paraşütün sağ tarafındaki ipi çekin, paraşütleriniz açılacaktır. Şayet açılmazsa hiç telaşa kapılmayın, sol tarafta yedek bir ip var onu çekin, sorun kalmaz. İndiğinizde sizi bir jip bekliyor olacak; sizi karargaha geri götürecek." Askerler korkarak da olsa atlamışlar. Heyecanla sağ taraftaki iplerine asılmışlar.. Tık yok. Biraz da korkuyla sol taraftaki iplere asılmışlar, paraşütler yine açılmamış... Çok sinirlenen asker: - "Bu komutanın hiçbir dediği çıkmıyor; dur bakalım, aşağıda jip de yoksa o zaman görüşürüz onla!"

Hakemler Bizde

 Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış: -"Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim ne dersin?" -"Boşuna oynamayalım, biz kazanırız", demiş şeytan. -"Olur mu en iyi futbolcular bizde, ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde..." Şeytan şeytanca gülümsemiş: -"Ama bütün hakemler de bizde..."

 

 Senden Hızlı Koşsam Yeter

 Bir Amerikalı ile Japon safariye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojik silahları da birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bizimkileri farkedince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklemeye başlamış. Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş: -Ne o, aslandan hizlı mı koşacaksın? -Yoo, senden hızlı koşsam yeter.

 

 Üç Kez Ava çıkmış adam, başına gelenleri anlatıyormuş

 : -Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir ayı çıkmaz mı? Çifteyi doğrultacak vakit yok! Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya. Fakat ayı peşimde! Benden hızlı koşuyor. Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim. O kadar yaklaşmıştı. Derken ayının ayağı kaydı, yere düştü. Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım. Ama ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti. Yine nefesi ensemde... Pençesini uzatsa omuzumdan yakalayacak. Allahtan tam o sırada yine ayının ayağı kaydı, yere düştü. Talih bana gülüyor! Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım. Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, ayı yine bana yetişti. Yine nefesi ensemde... şansa bakın... ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi? Serüveni dinleyenlerden biri dayanamamış: -Sen de çok yürekliymişsin kardeşim! Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim. Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış : -Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun?

 

 Delikler

 Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, tavşan deliği!" Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: - "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, ayı ini!" - Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel: - "Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!" Ertesi gün gazetelerde: - "Dört avcı tren altında can verdi..."

 

 Berabere

 Futbol maçı başlamadan önce iki takımdan birinin kaptanı, hakemi bir köşeye çekip: - "Hocam," der "Sen bizim takımın durumunu bilmezsin... " - "Bu maçı bize kaybettirecek olursan, bizimkiler seni ne yapar bilir misin?" - "Ne yaparlar?" - "Seni parça parça ederler..." Hakem cevap verdi: - "Anlaşıldı, siz bu oyunda berabere kalacaksınız..." - "Neden?" - "Öteki takımın kaptanı da bana aynı sözleri söyledi de ondan!..."

 

 Bir aslan için

 Avcının biri palavra sıkıyormuş.. "Geçen yaz Afrika'da 99 aslan vurdum.." Arkadaşı dayanamamış, "100 de şuna bari" demiş. Avcı da "1 aslan için yalan mı söyliycem sana" demiş.

 

 Boz Kartal'ın tadı

 Milli Park Polisleri, adamın birini, nesli tükenmekte olduğu için koruma altına alınan bir Boz Kartal'ı kesmiş, pişirip yerken görmüş ve derhal tutuklamışlar... Mahkemede adamın avukatları müthiş bir savunma yapmışlar: "Bu adam ormanda yolunu kaybetmişti. Günlerdir aç olduğu için ya kartalı öldürecekti, ya kendisi ölecekti." diye... Yargiç bu savunmayı kabul edebileceğini söylemiş. Kararını açıklamadan önce, sanığa dönmüş: - "Son bir şey sormak istiyorum" demiş, "Ben de av meraklısıyım da.. Bu Boz Kartalın tadı nasıl bir şey?" - "Valla efendim!" demiş adam, "Tam olarak Kelaynak ile Mavi Gagalı Puhu Kuşu tatlarının arasında bir şey..!"

 

 3. kadınsın

 Adam balık tutuyor. Bir elinde oltası öbür eli ise bir taşı tutmuş vaziyette havada... Kadın yanına yaklaşıyor ve soruyor: - "Oltayı anladım da, bu taşı neden böyle tutuyorsunuz?" Adam: - "Bir şartla söylerim!" Şartı duyan kadın kızıp gidiyor ama merakını yenemiyor, tekrar dönüp geliyor. "Peki diyor şartını yerine getirelim; ondan sonra söyle bu taşı neden böyle havada tuttuğunu.." Şart yerine geldikten sonra adam taşı neden öyle havada tuttuğunu açıklıyor.. - "Bu oltaya sabahtan beri hiç balık vurmadı. Ama sen bu taşa düşen üçüncü kadınsın."

 

 Vurduk

 Üç istatistikçi ava çıkmışlar. Avda karşılarına bir manda çıkınca, istatistikçilerden biri ateş etmiş ama mermi mandanın beş metre sağından geçmiş... Hemen diğer istatistikçi tüfeğini ateşlemiş, bu sefer de mermi mandanın beş metre solundan geçmiş. Bunu gören üçüncü istatistikçi sevinçle "vurduk, vurduk!" diye bağırmaya başlamış.

 

 Adın neydi?

 Avcılar aralarına yeni katılan acemi avcıyı sınamak isterler ve ellerinde bulunan; av kuşları ile ilgili kitabı çıkartıp bir sayfa açarlar. Bu sayfada bulunan kuşun gövdesini kapatıp bacaklarını acemi avcıya gösterirler, cevap alamayınca diğer resme geçerler... Ondan da cevap alamazlar ve birkaç resimden sonra alaylı biçimde "senin iyi bir avcı olman için daha çok çalışman lazım" deyince, acemi olan avcı mahçup ve üzgün olarak aralarından ayrılırken, diğer arkadaşlardan biri "arkadaşım senin adın neydi?" deyince acemi avcı pantolonunu indirip bacaklarını gösterir.

Gözlerim bozuk

Göz doktoru: - Şu tablodaki harfleri okur musunuz? Cafer: - Siz bana okur musunuz? Benim gözlerim bozuk da..

 

Gelmedik zaten

(Ambulansta...) - Doktor beni nereye götürüyorsunuz? - Morga. - Ama ben daha ölmedim ki?! - Olsun biz de daha gelmedik zaten...

 

Merdiven çıkmak

Adam evinin merdivenlerinden çıkarken düşüp, bacağını dört yerinden kırmıştı. Hemen hastaneye kaldırılmış, doktor bacağı boydan boya alçıya almış ve: - "Beyefendi bundan sonra daha dikkatli olun, en azından alçınız çıkana kadar merdivenlerden inmek çıkmak yok", demişti. Üç ay sonra kırıklar kaynamış, alçı çıkarılmıştı. Adam bu arada doktora: - "Doktor bey artık merdivenlerden inip çıkabilir miyim?" diye sormuş, doktor da: - "Tabii, ancak yine de bir süre daha dikkatli olmalısınız", demişti. Adam doktorun bu cevabı üzerine sevinçle bağırmış: - "Oh be şükürler olsun, üç aydır eve su borusundan tırmanarak girip çıkmaktan anam ağlamıştı."

 

Ancak düşürebildim

Doktor hastasını telefonla arar ve hastasına bir kötü; bir de çok kötü haberi olduğunu söyler. Daha sonra "ilk önce hangisini söylememi istersiniz" diye sorar. Hasta ilk önce kötü haberi duymak istediğini söyler. Doktor hastaya "Tahlillerinizi aldım ve ne yazık ki 24 saat ömrünüz kaldı." der. Hasta yıkılmıştır. Doktora sorar "Daha kötü haber ne olabilir ki?" Doktor: "dünden beri sizi arıyorum ama telefonunuzu daha yeni düşürebildim."

 

Teyzesiyim

Çekici bir genç kadın, çok zayıf bir bebeği doktora kontrole götürür. Bebeğe bakan doktor: - "Bu çocuk iyi gıda almıyor", der ve kadına dönerek: - "Lütfen soyununuz", diye rica eder. Soyunan kadının göğüslerini iyice kontrol eden doktor: - "Düşündüğüm gibiymiş hanımefendi" der, "sizin hiç sütünüz yok." Kadın: - "Tabi olmaz doktor bey", der. "Ben çocuğun teyzesiyim..."

 

Yanlış bacak

Doktorun biri hastasının yanına gelir ve konuşmaya başlar: - "Size bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce kötü haberi söyleyeyim isterseniz... Hmm, maalesef yanlış bacağınızı kesmişiz. Çok üzgünüz. Ama iyi habere sevineceksiniz! Öteki bacağınız iyileşiyor."

 

Egzozdan

Bir adam; kadın doğum uzmanıymış, ancak mesleğinden sıkılmış ve araba tamircisi olmaya karar vermiş. Bunun için gidip dersler almış; sınavı 100'le bitirip tamirci olması gerekiyormuş. Adam sınava giriyor, çıkıyor bir bakıyorlar ki 150 almış sınavdan. Herkes şoka giriyor nasıl olur diye. Puan veren hocalara toplayıp soruyorlar: "Nasıl 150 aldı?" Hoca da anlatmaya başlamış: "Önce bujileri değiştirdi sonra motor'a rektifiye yaptı sonra da karbüratorü dağıtıp temizledi ve son olarak da vites kutusunu dağıtıp topladı", diye açıklama yapmış. Diğer hocalar: - "Ee 150 almayı gerektirecek durum nedir? Diğer öğrenciler de bunu yapıyorlar", deyince hoca da: - "iyi de tüm bunları egzozdan yaptı" diye cevap vermiş.

 

Çetinim

Ameliyathane kapısında dört dönen adama, hemşire müjdeyi vermiş: - "Beyfendi bir oğlunuz oldu!" Adam sevinçle haykırmış: - "Yaşasın, ismi Çetin olacak, oğlum benim!" Hemşire biraz yüzünü ekşiterek adamın yanına gelmiş ve: - "Ancak Çetin'in bir kolu yok", demiş. Adam üzülerek: - "Olsun ben Çetin'im için herşeyi yaparım, onu gösterin bana", demiş. Bunun üzerine hemşire: - "Ama Çetin'in diğer kolu da yok", demiş. Adamın afallaması sürerken hemşire sayıvermiş: - "Ve Çetin'in bacakları da yok , üstüne üstlük gövdesi de yok..." Adam dayanamamış: - "Yeteeer, Çetin'imi gösterin bana" diyerek ameliyathaneye dalıvermiş. Ameliyat masasının başına geldiğinde bir bakmış ki Çetin sadece bir gözden ibaret. Adam dumura uğramış bir halde: - "Çetin'im Çetin'im" diyebilmiş. Bunun üzerine ameliyatı yapan doktor adama yaklaşmış elini omzuna atarak: - "Beyfendi Çetin sizi göremez, o maalesef kör", demiş..

 

Rüya

"Doktor, ne olur bana yardım edin?" "Neyiniz var?" "Bir aydır her gece aynı korkunç rüyayı görüyorum. Yatağıma uzanmışım ve bir anda 5 tane kadın üstüme saldırıyorlar, üstümdekileri parçalıyorlar!" "Peki siz ne yapıyorsunuz o anda!" "Onları itiyorum!" "Anlıyorum. Peki ben nasıl yardımcı olabilirim?" "Kollarımı kırın!!"

 

Öksüremiyorum

Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktor da adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki: - "Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel." Adam bir hafta sonra gelince doktor: - "Öksürüğün nasıl oldu?", deyince adam da: - "Cesaret edip de öksüremiyorum ki!"

 

Kadın budalası

Psikolog karşısındaki sinir hastası bir genci teste tabi tutmaktadır. Kağıt üstüne bir dikdörtgen çizip: - "Bu size neyi hatırlatıyor?" diye sorar. Hasta: - "İçinde kadın bulunan bir yatağı", diye cevap verir. Arkasından psikolog kağıda büyükçe bir kare çizer. Hasta, bu kez: - "İçi kadın dolu bir oda", der. Derken, çok büyük bir dikdörtgen çizdiğinde, hasta bu sefer de: - "Bu da içi kadın dolu bir ev", deyince psikolog dayanamaz: - "Tamam beyefendi", der. "Siz bir kadın budalasısınız" Ama psikolog daha lafını bitirmeden, hasta bağırır: - "Ne, ben mi? Aslında sen kadın budalasısın be! Sabahtah beri bana terbiyesiz resimler çiziyorsun.."

 

Ressam ve doktor

Doktor, ünlü bir ressam olan arkadaşını ziyarete gitti. Ünlü ressam, son olarak yaptığı hasta bir adam tablosunu doktor arkadaşına gösterip: - "Eee, söyle bakalım fikrin ne?", diye sordu: Doktor tabloya tekrar bakıp cevap verdi: - "Merak edilecek bir şey yok. Sadece üşütmüş, o kadar..."

 

Sadece üşütmüş

Doktor, ünlü bir ressam olan arkadaşını ziyarete gitti. Ünlü ressam, son olarak yaptığı hasta bir adam tablosunu doktor arkadaşına gösterip: - "Eee, söyle bakalım fikrin ne?", diye sordu: Doktor tabloya tekrar bakıp cevap verdi: - "Merak edilecek bir şey yok. Sadece üşütmüş, o kadar..."

 

Ayarını yapmadan

Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın: - "Ah doktorcuğum", dedi. "Bu dişi çektirmektense, çocuk doğurmayı tercih ederim." Doktor: - "Öyleyse koltuğun ayarını yapmadan önce kararınızı verin."

 

İki sosisli iki sade

Bir doktor, hemşiresi ile buluşmalara başlar. Bu buluşmalardan kısa bir süre sonra, hemşire gelir ve hamile olduğunu söyler. Fakat doktor, bu olayı karısının duymasını istemediğinden, hemşireye bir miktar para verir; İtalya'ya gitmesini ve çocuk doğana kadar orada kalmasını ister. Hemşire, "Bebeğin doğdugunu sana nasıl haber vereceğim?" diye sorar. Doktor da; "Bana hemen bir kart gönder ve arkasına "spagetti" diye yaz. Ben durumu anlarım. Başka bir açıklama yapmana gerek yok" der. Hemşire parayı alır ve uçağa binip İtalya'ya gider... Altı ay kadar sonra, bir gün doktorun karısı evden arar ve doktora: - "Sevgilim, bugun postadan senin adına İtalya'dan postalanmış ilginç bir kart geldi. Fakat ne anlama geldiğini anlayamadım..." der. - "Peki karıcığım, ben akşama eve gelince sana gerekli açıklamayı yapacağım" der doktor ve telefonu kapatır. O akşam doktor eve geldiğinde; kartı alır okur ve kalp krizinden olduğu yere düşer. Acil yardım ve tibbi mudahelelerin sonunda doktor kendine gelir ve biraz rahatladıktan sonra acildeki doktorlar adamın elinde hala sıkı sıkıya tuttuğu kartı alır ve okurlar... "Spagetti, spagetti, spagetti, spagetti... İkisi sosisli; ikisi sade!"

 

Boyacı

Meşhur ressam Whistler. Bir gün gene meşhur kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı Sir Morell Mahenzie'yi acele evine çağırtmıştı. Doktor eve geldiğinde Whistler'in köpeğini muayene etmek için çağırılmış olduğunu anladı. Fakat hiçbir şey belli etmeden köpeği muayene etti ve ücretini aldı, çıktı gitti. Birkaç gün sonra da doktor Whistler'i çok acele evine çağırttı. Ressam soluk soluğa içeri girdiği zaman, doktor sakin bir şekilde: - "Hoş geldiniz. Mr.Whistler." dedi. "Size sokak kapımı boyatmak istiyordum da!"

 

Bugüne kadar içmedim

Doktor: - "Niçin kötüleştiğinizi bir türlü anlamıyorum. Sözlerimi dinlediniz ve günde en fazla yarım paket mi sigara içtiniz?" - "Evet tıpatıp uyguladım." dedi hasta. Doktor: - "O halde." Hasta: - "Ama bugüne kadar hiç sigara içmedim ki."

 

Çok cesursunuz

Mösyö Dupont'la karısı diş hekimine gittiler. Dupont sordu: - "Kaç paraya diş çekiyorsunuz?" - "İğne yaparsam 150 frank, yapmazsam 100 frank." Dupont hemen karar verdi: - "İğne istemez." Dişçi: - "Aferin çok cesursunuz." - "Ona ne şüphe" Sonra karısına döndü: - "Hadi karıcığım, otur koltuğa ve aç ağzını."

 

Sıra kulaklarınızda

Bir hanımefendi doktora gitmiş. "Doktor" demiş, "ben fevkalade sağlıklı bir kadınım. Bir tek kusurum var. Gaz kaçırıyorum. Durmadan gaz kaçırıyorum. Evde, işte, kilisede, otobüste, asansörde, süper markette... Durmadan kaçırıyorum. Ama fazla da şikayetim yok. Çünkü benim kaçırdığım gazın ne kokusu var, ne de sesi çıkıyor..." Doktor, bir hap yazmış kadının reçetesine. "Bu haplardan günde üç tane al, haftaya gel gene beni gör" demiş. Ertesi hafta kadın hışımla girmiş doktorun muayenehanesine. "Doktor" demiş, "geçen hafta verdiğin haplardan sonra, kaçırdığım gazlar leş gibi kokmaya başladı..." Doktor: - "Güzel" demiş. "Çok güzel. Burnunuzu tedavi ettik demek. Şimdi sıra geldi, kulaklarınız üzerinde çalışmaya..."

 

Düzeltene kadar

Kadın oğlunu doktora götürmüş. "Oğlum yürüyemiyor" demiş, "gözü görmüyor, sağır ve dilsiz, akli dengesi de bozuk. Size getirdim". Bir kadına, bir de çocuğa bakmış doktor: - "Soyunun", demiş. - "Ne soyunması" demiş kadın, "hasta olan ben değilim, oğlum..." - "Biliyorum da" demiş doktor, "onu düzeltene kadar yenisini yapmak daha kolay."

 

Artık takmıyorum

Aşırı ishalden şikayetçi biri Cerrahpaşa'ya gider hemen. Ama bürokrasiden dolayı belgeleri karışır ve kahramanımızı yanlışlıkla psikiyatri servisine sevk ederler. 15 gün süren tedaviden sonra, taburcu olacağı gün, bir arkadaşı karşılamaya gelir: - "N'oldu geçti mi ishal?" - "Hayır geçmedi, ama artık takmıyorum."

 

Kedi atladı

Doktorun telefonu geceyarısı deli gibi çalıyor. Doktor gidip açıyor, karşısında telaş içinde bir adam: - "DOKTOR! Hemen gelmelisiniz! Eşim duştan çıktı, havlusunu yere düşürünce almak için eğildi, tam o anda poposundan içeri bir fare girdi!" Doktor: - "Tamam sakin olun. Poposuna doğru bir parça peynir tutun bekleyin, ben geliyorum", der ve arabasına atladığı gibi adamın evine gider. İçeri girince ne görsün, adam kadının arkasına eğilmiş, elinde peynir yerine bir balık! - "Ben size ne dedim?" demiş. "Peynir dedim ama bu balık da nerden çıkıyor?" Adam kan ter içinde: - "Dediğinizi yaptım doktor" demiş. - "Ama fare tam kafasını uzatmıştı ki kedi onu avlamak için atıldı..."

 

Babayı kurtardım

Yeni uzman olmuştu. Kasabada muayenehane açtı. Birkaç gün sonra biri geldi, onu doğuma çağırdı. Ertesi gün eve dönen doktoru, karısı merakla karşıladı: - "Nasıl oldu" - "Ah sorma, iyi değil. Çocuk ters geliyordu. Forsepsle almak zorunda kaldım. Fakat bir türlü çıkmadı, parçalandı. Bir saat sonra da annesi öldü." - "Vah vah, zavallı baba kimbilir ne kadar perişandır?" - "O da öldü." - "Anlayamadım... Nasıl o da öldü?" - "Forsepse dayanmış, bütün gücümle çekiyordum. Çocuğun bacağı kopunca bütün ağırlığımla arkaya düştüm. Adamcağız arkada duruyormuş. Başı duvara çarptı, beyin kanamasından öldü." Bir hafta sonra doktoru yine doğuma çağırdılar. Geç saatte yorgun argın dönünce, karısı: - "Doğum nasıl oldu?" diye sordu. Doktor: - "Gelişme var karıcığım. Bugün babayı kurtardım."

 

Kimse yenisini istemedi

Doktor hastayı muayene ettikten sonra reçetesini yazdı. İlacın nasıl kullanılacağını anlattı. Hasta sordu: - "Bir şişe yeterli mi doktor bey?" - "Yeterli... Şimdiye kadar hiç kimse tekrar gelip yenisini istemedi."

 

Takma göz

Göz doktoru, hastasını iyice muayene ettikten sonra: - "Bayım" dedi."Sol gözünüz çok iyi ama sağ gözünüze ameliyat gerekiyor." Hasta: - "Sol gözüm takmadır doktor bey."

 

Çantamı açınca

ilgileneceğim Karısını doğurtmak için gelen doktor, genç adamı odaya almamıştı. Biraz sonra kapıyı açıp: - "Bana bir tornavida getirir misiniz?" Doktor üç dakika sonra bir çekiç, beş dakika sonra bir testere istedi. En sonunda babanın sabrı tükendi ve sordu. - "Doğum zor mu oluyor doktor bey?" - "Daha doğumla ilgilenemedim. O işe çantamı açabildiğim zaman bakacağım."

 

Daha yavaş geçer

- "Doktor ölümden korkuyorum; bana ömrümü uzatacak bir ilaç verebilir misiniz?" - "Bunun ilacı yok. Ama alkol, sigara ve kadından uzak durur; günde 10 saatinizi yatakta geçirir ve geceleri dışarı çıkma huylarınızı bırakırsanız faydasını görürsünüz." - "Yani daha mı çok yaşarım?" - "Aşağı yukarı öyle. Saatler ve günler daha yavaş geçer."

 

Muayenenin zamanı geldi

Hastaya sülfonamid vermişler, hiçbir sonuç görülmemiş; penisilin verilmiş gene bir sonuç görülmemiş. En sonunda doktorlardan biri: - "Sanıyorum, artık hastayı muayene edip nesi olduğunu öğrenmenin sırası geldi."

 

Sizin elinizde

Genç kadın vücudunun mahrem bir yerinden ameliyat olmuştu. Doktora sordu: - "Doktor bey acaba bu yaptığınız ameliyatın izi gözükecek mi?" - "Bilmem ki hanfendi, o sizin elinizde."

 

Kalp sektesi

Bir arkadaşı doktora sorar: - "En çok hangi hastalık sizi korkutur?" - "Kalp sektesi." - "Niçin?" - "Çabuk götürür de, ücretimizi alamayız."

 

Önlem alsak iyi olur

Hastanenin çocuk hastalıkları servisine yeni tayin olan genç hemşireye servis şefi olan doktor sordu: - "Çocuk sever misiniz?" Hemşire yavaş sesle: - "Severim doktor bey. Ama biz yine de önlem alsak daha iyi olur..."

 

Peşin istedi

Kadın kocasına: - "Doktora belleğinin zayıf olduğunu anlatınca ne dedi?" - "Muayene ücretini peşin istedi."

 

Dikkatli olun

Tıp Fakültesi birinci sınıfta, profesör öğrencileri kadavranın başında toplamış ve "arkadaşlar" demiş "birinci kural; kadavradan iğrenmeyeceksiniz, mideniz bulanmayacak" der ve hemen kadavranın arkasını çevirir, parmağını kadavranın kıçına sokar ve sonra da ağzına götürüp yalar, tüm öğrenciler de iğrenerek bakarlar ama çare yoktur; hepsi de aynı hareketi tekrarlar. Bütün sınıf aynı işlemi yaptıktan sonra profesör yeniden kadavranın başına geçer ve "arkadaşlar" der; "ikinci ve en önemli kural, kesinlikle çok dikkatli olacaksınız, asla en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayacaksınız... Mesela az önce ben işaret parmağımı kadavranın kıçına sokup, orta parmağımı ağzıma götürdüm ama hepiniz bunu atladınız..."

 

Hiçbir şeyiniz kalmaz

Yüzünün her tarafı şişmiş bir adam ağlaya ağlaya doktorun yazıhanesine dalar:-"Doktor bey, her yerimi arılar soktu, her tarafım ağrıyor, lütfen bir şeyler yapın, çok acıyor!" Doktor, adamın yüzündeki şişlikleri şöyle bir inceler ve adamın sırtını sıvazlayarak konuşur:-"Hiç merak etmeyin efendim. Şimdi yüzünüze 4-5 tane iğne yaparız, hiçbir şeyiniz kalmaz!"

 

Şeker

Ufaklığın dedesi, aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılır. Ailece ziyarete gidildiği esnada, doktor içeri girer ve yaşlı adama doğru konuşur:-"Siz de şeker var beyefendi..." Bunun üzerine torun durur mu? -"Evet dedecim? Nerede bakalım şu şekerler! Vermezsen valla üstünü ararım!"

 

Yutulan bilye

Doktorun ofisine iki ufaklık gelir. Doktor ne istediklerini sorduğunda, sarışın çocuk cevap verir:-"Bir bilye yuttum da doktor amca... Onu çıkarmanızı istiyorum..." -"Tamam, tamam..." der doktor ve diğer çocuğa döner:-"Peki sen ne için geldin delikanlı?" -"Şeyy... Yuttuğu bilye benim de... Onu almaya geldim..."

 

İçerde unutulan makas

Adamın biri ameliyat olur, ancak ağrıları devam eder. Bunun üzerine tekrar kontrol edildiğinde, bir ameliyat makasının, adamın içinde unutulduğu anlaşılır. Hasta, derhal doktora gider ve titrek bir sesle konuşur:-"Doktor bey? İçimde unuttuğunuz makası almayacak mısınız?" -"Ne önemi var canım, o da bizim size ameliyat hediyemiz olsun!"

 

Yutabilir misin?

Yaşlı bir kadının başına inanılmaz ağrılar girmektedir. Bir doktoru eve çağırırlar, o da kadını kontrol eder, ve çok güçlü bir hap verir; sorar:-"Bu hapı kolay yutabilecek misin?" -"Oğul oğul! Yutarım yutmasına da, ben onu yuttuktan sonra o hap benim başıma nasıl gidecek peki?"

 

Canına mı susadın?

Doktorun biri, nöbetinden çıktıktan sonra, evine doğru giderken, yolda bir hastasına rastlar. Hasta önünü bile zor seçmekte, sağa sola takılmaktadır. Daha o gün, bir ay istirahat verdiği bir hastasını dışarıda gören doktor, kendini tutamaz ve adama bağırır: -"Sen canına mı susadın be adam?" -"Yok be doktorcuğum, konyağa susadım konyağa!"

 

O neden ağrımıyor?

Yaşlı adam, doktora muayeneye gider. Sağ bacağında dayanılmaz bir ağrı vardır. Saatler süren tetkikten sonra, doktor tespitini açıklar: -"Sağ bacağınızda, yaşa dayalı ciddi bir sorun var..." -"İyi de doktor bey, sol bacağım da sağ bacağımla aynı yaşta. Peki o neden ağrımıyor?"

 

İlaç ve hasta

Doktor, muayene ettiği hastayı, elinde ilacıyla yan odadaki hemşireye yollar. Biraz sonra, hemşirenin odasından, hsatanın sesleri gelmeye başlar. Doktor panik bir şekilde odaya girer, manzarayı görür ve hemşireye bağırır: -"Yahu hemşire hanım, bu size kaçıncı söyleyişim! Hastayı değil, ilacı sallayacaksınız?"

 

Ne durumda?

Sabah görevine gelen doktor, hemşireden geceye ilişkin bilgi alıyordu. -"Peki 343 nolu odadaki hasta ne durumda?" -"Valla sabaha karşı kendine gelir gibi oldu ve kaynanasını görmek istediğini söyledi." -"Demek öyle... Yani hala iyileşmemiş, kesinlikle taburcu etmiyoruz..."

 

Alkol

Doktor ameliyata başlayacaktır. Hemşireye seslenir: -"Alkol getirir misiniz?" O sırada hastanın titrek sesi duyulur: -"Teşekkür ederim doktor bey, mümkünse buz da alabilir miyim içine?"

 

Bu sefer ne zırvaladılar?

Doktoruna giden hasta, tedaviden sonra kendine yeni yeni gelmektedir, ancak acısı hiç de azalmamıştır. -"Doktor bey, çok acı çekiyordum. Size gelmeden önce bir eczaneye uğradım..." -"Olur mu efendim? Gidiyorsunuz eczanelere, size saçma sapan şeyler söylüyorlar, siz de onları dinliyorsunuz! Bu sefer ne zırvaladılar?" -"Bir an önce uzman doktorunuzla görüşün dediler..."

 

Bir daha ne zaman?

Doktorun kapısını, insana benzeyen ama kirden pislikten seçilemeyen bir şey açar. Yaratık doktorun karşısına geçip konuşmaya başlar: -"İki yıl önce romatizma teşhisi koyduğunuz, nemden uzak durmasını söylediğiniz bir hastanız vardı hatırlıyor musunuz?" Doktor hayal meyal hatırlar, -"Evet" der. -"Doktor bey, ne zaman tekrar banyo etmeye başlayacağım?"

 

Zor oldu

Doktor hastasına bir idrar tahlili istek kağıdı vermiş ve -"Gidip idrarınızı yapıp bana getirin" demiş. Beş dakika sonra yaşlı adam elinde ıslak bir kağıtla gelmiş ve -"Buyrun doktor bey, zor oldu ama yaptım" demiş.

 

E onu da

Doktor hastasına soruyor: -"Yaşınız?" -"37" -"Adınız?" -"Ali." -"Soyadınız?" -"Taştan." -"Evli misiniz?" -"Evet." -"Peki şikayetiniz nedir?" -"E onu da siz bileceksiniz doktor bey, o kadar para ödüyoruz size!"

 

Kadın kulakları

Kazada kulaklarını kaybeden bir adama, anında bir operasyon yapılmış, ve yeni kulaklar takılmış. Adam kendine geldikten sonra, hışımla ameliyatı yapan doktorun odasına girmiş: -"Doktor mahvedeceğim seni doktor, bana kadın kulakları takmışsın!" -"Olur mu beyefendi, ne demek kadın kulağı? Kadını erkeği mi olur bunun?" -"Olmaz mı? Her şeyi duyuyorum, ama, ama hiç bir şey anlamıyorum!"

 

Şikayetiniz neydi?

Kadın psikologla olan randevusuna köpeği ile gelir. Doktor sorar: -"Şikayetiniz neydi?" Kadın çaktırmadan köğei işaret eder: -"Kocam kendisini köpek zannediyor..."

 

Birincide bırakın

Genç ve güzel kadın, kalp doktoruna şikayetini anlatır. -"Doktor bey, kocamla eve gidiyoruz. Birinci de yoruluyorum, ikinci, göğsüm ve bacaklarımda sızılar başlıyor, üçüncü de çarpıntı başlıyor, dördüncü de ise neredeyse nefes alamıyorum..." Kadın bunları anlattıkça aklından binbir şey geçen doktor önerisini söylüyor: -"Siz de birincide bırakın efendim, yüklenmeyin bu kadar..." -"Birincide nasıl bırakırım doktor bey, dördüncü katta oturuyoruz..."

 

Kahve telvesi

Basurdan muzdarip adama arkadaşları kahve telvesi iyi gelir demişler. Adam da gereğini yapmış, ancak telveden sonra hastalık iyice azıtmış. Doktora gitmiş, soyunmuş, doktor da muayeneye başlamış: -"Eğil biraz daha. Hah tamam... Valla, şimdi orda sana bir yol gözüküyor, bir de eline büyük bir para geçecek..."

 

Bir de şöyle deneyin

Hemşire, doktora dert yanar: -"Şu hasta çok huysuz, ne zaman kalbinin atış hızını ölçmeye çalışsam, birden kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlıyor..." Doktor hemşireyi bir süzüp şöyle der: -"Bir de gömleğinizin düğmeleri kapalıyken deneyin..."

 

Ekstra ücret

Operasyondan sonra, diş hekimi hastasından vizite ücretinin üç katını ister, kadın bağırmaya başlar: -"Ne münasebet canım, hem beni o kadar bağırttınız, hem de fazla para istiyorsunuz!" -"Zaten olay da o hanımefendi. Dişiniz uyuşuk olduğu halde öyle bir yaygara kopardınız ki, sizden sonra sıra bekleyen iki hastam ofisimi terk ettiler!"

 

Nasıl terletirsin?

Tıp hocası öğrencisine der ki, -"Bana bir hastayı nasıl terleteceğini anlat, seni bugün mezun edeyim!" Çocuk hevesle tüm bildiklerini anlatır; kitaplarda okuduklarını, derslerde gördüklerini... Ama hoca tatmin olmaz: -"Bu kadar mı bildiklerin?" -"Vallahi bir yöntem daha var ama onu sadece çok kritik durumlarda kullanabiliriz!" -"Neymiş o?" -"Hastayı size getirir, sözlü yaptırırım!"

 

Neden gülüyorsunuz?

Bir kalp doktoru ölmüş. Sevenleri, tabutunu güllerden yapılmış dev bir kalbin içine yerleştirmişler. Herkes sırayla son vazifesini yerine getirirken, bir doktoru gülme tutmuş, gençlerden biri, biraz da kızarak çıkışmış: -"Neden gülüyorsunuz beyefendi?" -"Ben jinekoloğum da... Ben ölünce acaba benim tabutumu ne yapacaklar?"

 

En uzun 6 ay

Kadın doktor, hastası olan kadına, 6 aylık ömrü kaldığını söyler, ve ekler: -"Dilerseniz benim kocamın ailesinin yanına taşının. Sizi temin ederim, hayatınızın en uzun 6 ayını geçirirsiniz!"

 

Denedim

Adamın biri sorunlarını çözmek için psikoloğa gitmiş, derdini anlatmış: -"Doktor bey, sormayın, her gece aynı rüya. Rakip takım sürekli atak halinde ve ben de kaleciyim. Hep aynı, hep aynı..." -"Beyefendi farklı şeylere odaklanmaya çalışın, mesela güzel kızlar hayal edin?" -"Denedim doktor bey, ama ne zaman kızları düşünsem gol yiyorum..."

Eski Araba

İki tane çiftçi; biri Adanalı diğeri Kayserili, sohbet ediyorlarmış; bu arada haliyle zenginlikleriyle övünüyorlar.. Adanalı başlamış : - "Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz" demiş... Kayserili de bunun üzerine: -Yav bizim de vardı öyle eski bi arabamız, ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık...

 

Amerika'dan Mühendiz

Kayseri'nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapılıyor. Bunun için de eşekten yararlanılıyor: Eşek hangi yolu izlerse, orası genişletip araba yoluna dönüştürülüyor.. Köye gelmiş olan Amerikalı Barış Gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sorar: - Ne yapıyorsunuz böyle? - Yol yapıyoruz. - Bu eşek ne için? - O, yolun mühendizi. Yola uygun geçeneği o gösterir. Barış Gönüllüsü katıla katıla güler: - Ya eşek bulamasaydınız? - İşte o zaman Amerika'dan mühendiz getirirdik!

 

Kayserili Yüzü

Kayserili traş olacaktı. Berber buyurun deyip döner koltuğu gösterince koltuğu çevirdi, sırtı aynaya gelecek şekilde oturdu. Berber şaşırdı: - Beyefendi, neden ters oturdunuz? Kayserili, telaşsız: - "Sabah sabah" dedi, "Gayserili yüzü görmek istemem de..."

 

Bilmece

Kayserili, trende yolculuk etmekte... Karşısında oturan zatla tanışır. Dereden tepeden konuşurlarken: - "Gel seninle birbirimize bilmece soralım" der. "Önce ben sorayım; bilirsen ben sana bin lira veririm. Bilemezsen 10 bin liranı alırım. Sonra sen bana sorarsın; bilirsem 10 bin liranı alırım, bilemezsem bin lira veririm." - "Tamam" der adam; "sor bakalım" - Söyle öyleyse: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Öteki yolcu düşünür, bilemez: - Al 10 bin lirayı. Şimdi ben de sana aynı soruyu soruyorum: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Kayserili, hiç düşünmeden, aldığı 10 bin liranın bin lirasını geri verir: - Al şu bin lirayı. Ben de bilmiyorum.

 

Ayak Uydurmaca

Kayserili zengin, ölüm döşeğindeymiş. "Vasiyetim var" diyerek oğullarını kızlarını başına topladıktan sonra öğüt vermiş: - Evlatlarım, size son sözüm: Devlet çalgı, siz cengi... Ayak uydurmaya bakın!

 

Aynı İlaçlar

Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira alıyordu. Bunu öğrenen Kayserili, muayeneye ilk gidişinde: - "İşte yine geldim doktor bey" dedi. Doktor soyunmasını söyledi. Muayene etti, ücretini aldı: - Sağlığınız düzeliyor. Aynı ilaçları kullanmaya devam edin!

 

Cehennem Satışı

Kayserili, Papa'nın cennetten yer sattığını işitince doğru Vatikan'a gitmiş. Papa'ya: - "Bazı Müslümanlar cehennemlik olduğu için" demiş, "cehennemin tapusuyla anahtarını şimdiden almak istiyorum" Uzun pazarlıklardan sonra istediği fermanı ve anahtarı elde etmiş. Bunun üzerine zengin Hristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasına girişmiş: - Cehennemin tapusu ve anahtarı bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarının yarı parasına... Kayserilinin elindeki fermanı gören Hristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine ilişkin belge satın almaya başlamışlar. Cennet müşterileri azalınca, Papa Kayseriliyi çağırtmış: - Al şu verdiğin parayı, ver cehennemin tapusuyla anahtarını! Kayserili: - Ben cehennemi sattım, demiş. Geri almak için çok para gerekli. - Ne kadar? - Heybenin iki gözü dolusu altın. Papa, çaresizlik içinde ellerini iki yana açtıktan sonra buyruğu vermiş: - Doldurun bu Kayserilinin heybesini altınla!

 

Coğrafya

Bölük komutanı "Ali okulu"nu denetliyordu. Hasan'a sordu: - Oğlum, dünya kaç parçadır? - Beş parçadır komutanım. - Say bakalım. - Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya. - Sen nerelisin? - Kayseriliyim, komutanım. - Şu haritada Kayseri'yi göster bakalım. Hasan Kastamonu'yu işaret edince: - Oğlum, orası Kastamonu. - Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım.

 

Kayserili Askerde

Askerde komutan okuma bilenlerin öne çıkmasını istemişti. Ortaya fırlayan bir tanesinden şüphelenmiş. Tekrar sorunca, asker: - "Okumam yazmam yok, ama Kayseriliyim, demiş".

 

Eşek Boyamak

Kayseri'ye yeni gelen yabancı, ayakkabısını boyatırken boyacıya takılmış: - Siz Kayserililer eşeği boyayıp babanıza satarmışsınız. Nasıl yapılır bu iş? Boyacı, fırça sallamayı sürdürerek: - "İşte" demiş, "eşeği böyle boyarız!"

 

Hemoroid

Kayserili'nin biri trende gidiyormuş. Karşısına da bir İstanbullu oturmuş. Tabii bizim Kayserili sucuk-pastırma-ekmek takılıyor. Bir ara: - Kardaş, sen de yir misin? diye sorunca İstanbullu: - Yok sağ ol, benim hemoroidim var, diye yanıtlar. Kayserili de: - Olsun önce pastırma ye; sonra onu da beraber yirik.

 

2 kere 2

Kayseriliye sormuşlar: - "2 kere 2 kaç eder?" Cevaplamış: - "Alırken mi, satarken mi?"

 

Patlak frenler

Taksinin yokuşta frenleri patlamış, müthiş bir hızla aşağıya doğru iniyor. Kayserili müşteri bağırıyor: "Durdursana kardeşim şu arabayı!" Şoför panik içinde: "Durduramıyorum! Frenler patladı!" Kayserili: "Bari taksimetreyi kapat!"

 

Kaç kilo boya

Adamın biri, Kayseriliye sorar: -"Bir eşeği boyamak için kaç kilo boya gerekir?" Kayserili adamı şöyle bir süzer: -"Sen boyundaki bir eşek için iki kilo yeter!"

 

Cehennemin tapusu

Papa cennetten yer satıyormuş. Kayserili'de gidip, "Benim halkım hrıstiyan değil ve hepsi cehenneme gidecek, bana da cehennemin tapusunu satın ki, ben de onlara yer satayım." Papa da, iyi de bir para karşılığı, kendisinin satamayacağını düşündüğü cehennemin tapusunu Kayserili'ye verir. Ancak Kayserili, Papa ile rekabete başlar: -"Cehennemin tapusu bende! Cehenneme gitmek istemeyenler benden bilet alabilir, cennet biletinin yarı fiyatına!" Papanın işler iyice kesatlaşmış, o da cehennem tapusunu geri almaya karar vermiş. Kayserili'ye verdiği parayı iade etmiş, ama Kayserili -"Yetmez" demiş, bir de saattığım biletlerin parasını geri vermem lazım, onu da isterim" demiş. Papa çaresizlik içinde haykırmış: -"Doldurun şu adamın heybelerini altınla!"

Etmezsen etme

Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım."

 

Ağaç yürümezse

Nasreddin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar: - "Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: - "Her halde öyle olmalı." - "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" Hoca: - "Pekala şimdi size bir numara yapalım" der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; - "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: - "Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Hoca: - "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür", der.

 

Sünnet

Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden oburdur. Hoca ne yemek çıkarırsa silip süpürürler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlar. Bu sirada odaya Hoca'nın oğlu girer. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için: - "Aman ne güzel çocuk. Adı ne bunun?" diye sorarlar. Hoca: - "Adı Farzdır", der. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakarlar: - "Bu ne biçim isim Hoca Efendi?" derler. "Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık." Hoca hemen taşı gediğine koyar: - "Ya sünnet diyeyim de onu da mı yiyesiniz?"

 

Secdeye kapanırsa

Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca'nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: - "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!" demiş. Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: - "Peki ama", demiş; "ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?"

 

Düşünür

Nasreddin Hoca Akşehir pazarında bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır. Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmaktadır. Yandaki tavuklar 5 akçeyken, kuşun fiyatı 50 akçedir. Hoca bir türlü fiyattaki aşırı farka anlam vermez ve sorar: - "Hemşerim bu nasıl bir kuştur ki 50 Akçe istersin?" - "Hoca efendi bu bildiğin kuş değildir bunun özelliği var." - "Neymiş özelliği?" - "Hocam bu kuşa papağan derler ve konuşur." Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner. Papağan satmakta olan adamın yanında durur ve yüksek sesle: - "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!" Herkesten çok, papağan satan şaşar bu işe ve sorar: - "Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?" - "Sen 50 akçeye satıyorsun ama?" - "Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama.." - "Öyleyse, benimki de düşünür!"

 

Bize de uğrardı

Nasreddin Hoca'ya dert yanıyorlar: - "Yahu Hoca senin karın çok geziyor." Hoca: - "Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı."

 

İş kavukta mı?

Bir gün bir adam, elinde bir mektup, hocayı tutup: - "Hocam zahmet ya sana, şu mektubu bir okusana?" Açar bakar ki Hoca mektup baştan sona arapça.. Şöyle bir iki evirir çevirir söktüremez çaresiz geri verir. Der ki: - "Başkasına okut bunu sen.." Adam şaşırır: - "Neden?" - "Türkçe değil bu mektup okuyamam." Yine anlamaz adam, Hoca'nın okuması yok zanneder: - "Ayıp hoca, ayıp" der. - "Benden utanmıyorsan şundan utan; şu başındaki koca kavuğundan utan!" Hoca, kavuğunu çıkarıp uzatır adama: - "Madem ki" der, "iş kavuktadır; haydi bakalım, giy de şunu; kendin oku bakalım mektubunu."

 

İçinde ben de vardım

Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş arkadaşı demiş ki: - "Ya hocam dün sizin evden bir ses çıktı. Neydi o?" Hoca: - "Hiç sadece hanımla biraz tartıştık kavuğum merdivenlerden yuvarlandı", demiş. Arkadaşı: - "Yahu hocam hiç kavuktan bu kadar ses çıkar mı?", demiş. Hoca da: - "Ya anlasana içinde ben de vardım", demiş.

 

Peştemale biçtim

Timur ile Hoca bir gün hamama giderler. Hoş beş ederken Timur, Hoca'ya sorar: - "Hoca, ben köle olsam bana kaç para değer biçerdin?" Hoca: - "Ben bu işin tellalı değilim ama bir 15 akçe ederdin!" Bu laf üzerine Timur çok sinirlenir: - "Hoca" der, "Senin dediğini kulağın duyuyor mu? Sadece bu peştemal 15 akçe eder be!" Hoca hiç istifini bozmadan: - "Ben de zaten o peştemale biçtim bu fiyatı!"

 

Göle koş

Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken: - "Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?" diye düşünür ve şeytana uyarak çalı çırpıyı yakar. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmaya başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır: - "Aklın varsa göle koş!"

 

İçin sıyrılır

Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca, bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış: - "Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini sıyırır", demiş. Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve: - "Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor", demiş.

 

Sığamadık

Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra kocası ölmüş bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hoca'ya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyormuş. İşte "benim kocam şöyle yapardı, böyle yapardı"... Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş "aman hoca niye attın beni?" Hocanın da cevabı hazır: - "Eee yatakta bir sen yatıyosun bir ben bir de eski kocan üçümüz sığamadık sen de düştün.."

 

Hz. İsa

Nasreddin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa'nin göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın Hoca'ya yanaşmış: - "Hazreti Isa, orada ne yer, ne içer?", demiş. Hoca'nın tepesi atmış: - "Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah'ın peygamberini sorarsın!"

 

Yakışıyor

Hoca Nasreddin camide vaaz verir: - "Sakın ola karınız, kızınız süslenip püslenip açık saçık kıyafetlerle sokağa çıkmasınlar." - Ama hoca senin kız hepsini de yapıyor", diye biri itiraz eder. Hoca da: - "Ama haspaya da yakışıyor değil mi?"

 

Sana ne?

Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş "aman hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu". Hoca istifini bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?" demiş; hoca yine istifini bozmadan "o zaman sana ne?" demiş.

 

Uyuyorum

Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş: - "Hocam, uyudunuz mu?" - "Buyurun bir şey mi var?" - "Biraz borç para isteyeyim demiştim." Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp: - "Ben uyuyorum!", demiş.

 

Bir ayak

Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cami cemaati: - "Hocam bu nasıl namaz?" diye sormuş. Nasreddin Hoca: - "Bir ayağı abdestsiz namaz", diye cevap vermiş.

 

Cennete gidersiniz

Bir gün padişah Nasreddin Hoca'ya sormuş: "Hocam ben ölünce cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi, söyle bakayım?" demiş. Hoca padişahtan korkmadan: - "Cehenneme gidersiniz padişahım.." demiş. Padişahın sinirden sakalları titremiş. Bu durumu gören Hoca: - "Kızmayın padişahım ben aslında size cennete gidersiniz diyecektim fakat sizin cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen suçsuz kişilerden cennet dolup taşmış. Bu yüzden cennete sığmazsınız diye cehenneme gidersiniz dedim", demiş.

 

Boğazına ateş düştüğü zaman

Nasreddin Hoca'nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş. Hoca ona mantı pişirip getirmiş. Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş : - "Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız?" Hoca hemen: - "Boğazına ateş düştüğü zaman", demiş.

 

Avlu karanlık

Nasreddin Hoca kapısının önünde bir şeyler aranıyormuş. Komşuları: - "Hayrola Hoca efendi", demişler "bir şey mi yitirdin?" - "Mühürüm düştü de..." - "Nerede düşürdün? Söyle, biz de bakıverelim." - İçerde düşürdüm, avluda." - "Avluda yitirilen şey sokakta aranır mı be Hoca?" - "Avlu karanlık. Burası daha aydınlık da onun için burada arıyorum!"

 

Kanatlı develer

Günlerden bir gün, Nasrettin Hoca camide vaaz verirken: - "Ey cemaat", der. "Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için hepimiz

 

Kusur çömlekte

Hocanın bir gün subaşıya işi düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen biriymiş. Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş: - "Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor..." Hoca yutar mı: - "Kusura bakmasın evlat", demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."

 

Günah

Bir Ramazan günü Nasreddin Hoca'nın gözleri susuzluktan afallamış. Dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış. Tam suyunu içerken, bir köylü görmüş hocayı: - "Aman hoca, günah değil midir bu yaptığın!" - "Yıkıl karşımdan, Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelmem; ne günahı'"

 

10 sene öncesi

Hoca'ya yaşını sorarlar, "Kırk" diye yanıtlar, "Tam kırk!" On sene sonra aynı soruyu yine "Kırk" diye yanıtlayınca, "E hocam, on yıl önce de kırk yaşında olduğunu söylemiştin" demişler. Hoca hiç bozmadan, "Evladım, ne bileyim on sene öncesini!" diye yanıtlar.

 

Sen de haklısın

Kadılık yapmakta olan Hoca davalıyı dinler, "Haklısın!" der. Davacı hemen atılır ve olayı uzun uzun anlatır. Dikkatle dinleyen Hoca ona dönerek, "Sen de haklısın!" deyince, yardımcısı Hoca'ya, "Hocam ikisine de haklı dediniz, bunlardan biri haksız olmalı." Hoca düşünür ve yardımcısına, "Doğrusu sen de haklısın!" diye karşılık verir.

 

İçinde ben olsaydım

Akşam geç saatte eve gelen Hoca pencerede bir karaltı görür. Hanımına sus işareti yaparak tüfeğini doğrulttuğu gibi ateşler. Eve girerler, bir de bakarlar ki ateş ettikleri Hocanın cüppesi... "Hanım ucuz kurtulduk. Ya içinde ben olsaydım!" der.

 

Peygamberi kim?

Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş: - "Sen hangi mezheptensin?" Adam elini göğsüne koyarak: - "Emir Timur!", demiş. Oradaki bir başkası: - "Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım", demiş. - "Gerek yok", demiş Hoca. "İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengizdir."

 

Tarifi bendedir

Hoca bir ciğer almış evine gidiyormuş. Yolda bir dostuyla karsılaşmış. Adam: - "Bak sana güzel bir ciğer yemeği tarifi yapayım da, bunu ağız tadıyla ye", demiş. Hoca rica etmiş: - "Benim aklımda kalmaz. Bir kağıda yazıver." Adam yazıp vermiş. Hoca biraz sonra lezzetli bir ciğer yemeği yiyeceğini düşünerek dalgın dalgın giderken, bir çaylak elindeki ciğeri kapıp kaçmış... Hoca çaylağın ardından bir süre baktıktan sonra elindeki kağıdı havaya kaldırmış: - "Ağız tadıyla yiyemeyeceksin. Tarifi bendedir!"

 

Yıldız yaparlar

Kaybolan dolunayları merak eden biri sorar: - "Hoca! Eski dolunayları ne yaparlar?" - "Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar!"

 

Neresinde olmalı?

Hocaya sormuşlar, "cenaze taşınırken tabutun ne tarafında olmak gerekir? Sağında mı, solunda mı, arkasında mı olmak daha uygun olur?" Hoca şöyle bir bakmış, "Valla efendiler içinde olmayın da, neresinde olursanız olun!"

 

Siz de görün

Nasreddin Hoca, eşeğini satmak üzere pazara getirmiş ve tellala teslim etmiş. Ama eşekte bir huysuzluk, bir asilik. Gelene vuruyor, geçene anırıyor. En sonunda ahali toplanmış, hocaya çıkışmışlar: -"Yahu kim alır böyle huyu bozuk eşeği?" -"Ben de zaten satmaya getirmedim a komşular, neler çektiğimi bir de siz görün diye getirdim!"

 

Karın evde durmuyor

Nasreddin Hoca'yı bir arkadaşı yarmış: -"Hocam bak senin karın hiç evde durmuyor, bütün gün komşu komşu geziyor. Bence sen onun kulağını bir çekiver." -"Tamam" demiş hoca, -"görürsem söylerim!"

 

Kime inanıyorsun?

Komşusu hocadan eşeğini istemeye gitmiş, hoca da adamı sevmediği ve eşeği vermek istemediği için bir şeyler uydurmuş, "eşek evde değil" demiş. Adam tam evden çıkacakken, eşek anırmasın mı? Adam hocaya dönmüş, -"Bu ne demek şimdi hoca? Hani eşek evde değildi?" -"Ne diyorsun sen yahu, yok dedik ya! Bana mı inanıyorsun, eşeğe mi?"

 

Ne dikiliyorsun orada?

Hoca bir gün geç vakit evine gelmiş, bir de bakmış ki pişkin hırsızın teki evin önüne bir araba çekmiş, eşyalarını arabay yüklüyor. Adamın yanına gelip seyretmeye başlamış. Adam kimin evini de soyduğunu bilmediğinden bozuntuya vermemiş ama en sonunda sormuş: -"Ne dikiliyorsun başıma be adam! Ev taşıyoruz burada işte!" -"Taşıdığın ev benim evim de, ondan seyrediyorum ..."

 

Akıllanırsın

Nasreddin Hoca, bir handa yemek yemek ister. Ancak onunla aynı zamandan başka bir yolcu daha hana girmiştir ve yemek üzere sadece bir balık vardır. Hancı bunu paylaşın der. Balık gelir ve hoca -"Ben kafasını yemek istiyorum", der. Diğre yolcu bunun nedenin sorar, hoca açıklar: -"Çünkü, balığın kafası zeka yapar, kafanın daha iyi, daha sağlıklı çalışmasını sağlar!" Bunun üzerine diğer yolcu hemen kavga çıkarır ve balığın başını yemek istediğini söyler. Bunun üzerine hoca balığın gövdesini, diğer adam da başını yer. Bir süre sonra, balığın başıyla doymayan adam hocaya çıkışır: -"Ya hoca, başını ben yedim ama sen bütün gövdeyi yiyip karnını doyurdun, bense aç kaldım..." -"Bak demedim mi sana akıllanırsın diye!"

 

Şu notayı

Nasreddin Hoca'dan saz çalması istenir, o da saz çalmayı bilmediğini söyler. Halk bağırır çağırır, "hoca olmuşsun, nasıl saz çalamazsın" diye, o da çaresiz sazı eline alır. Bir saat boyunca, telin hep aynı yerine vurarak hep aynı notayı çalar, kalabalıktan biri seslenir: -"Hoca, biz çok sz çalan gördük, saz böyle çalınmaz. Saz çalarken parmaklar sürekli aşağı yukarı gider!" -"Onların elleri aşağı yukarı gider çünkü onlar benim şu bulduğum notayı aramaktadırlar!" çağırırken!"

Temel ve Maymun

Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"

 

Rize - Trabzon

Trabzonlu imamlarla, Rizeli imamlar turnuva düzenleyip maç yaparlarmış; ama her defasında Rizeli imamlar yenerlermiş. Trabzonun takım kaptanı Temel Hoca demiş ki; "uşaklar bu böyle gitmez, bizim Trabzonsporlu Hami'yi takıma alalım, diyelim ki bu bizim merkez caminin yeni hocası." Diğerleri de kabul etmişler ve maça gitmisler Rize'ye. Dönüşte takım kaptanı Temel Hoca'ya sormuşlar, "mac ne oldu? diye; "2-1 yenildik" demiş. "Peki golleri kim attı?" diye sormuşlar; Temel "bizim golü Hami Hoca attı; onların golleri de Del Pierro Hoca ile Roberto Carlos Hoca attı.." demiş.

 

İngilizce

biliyormuş Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı'na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz'e bağırdı: - Tut şu halatı! İngiliz anlamadı bir şey.. Temel yine bağırdı: - Tut şu halatı! İngiliz'de gene hareket yok.. Temel ortaokuldaki ingilizcesi ile bağırdı: - Do you speak English? - "Yes.. Yes.." dedi İngiliz; Temel öfkeyle bağırdı: - O zaman tut şu halatı..!

 

Sinyal

Temel arabası ile Taksim Meydanında dönüp duruyordu. Aynı trafikçinin önünden beşinci defa geçerken, polis de merak etti ve Temel'i durdurup sordu: - Bir yeri mi arıyorsunuz? Niye meydanın etrafında dönüp duruyorsunuz? Temel: - Sol sinyal takıldı da..

 

Aldatmaca

İlyas ile Temel karşılıklı oturmuşlar sohbet ediyorlarmış. Konuşma sırasında iş kimin daha zeki olduğuna gelip dayanmış ve iki uşak birbirine bilmece sormaya karar vermiş. İlk bilmeceyi İlyas sormuş: - "Saridur, kafestedur, öter... Pu nedur, pill bakayrum..." Temel hemen, "Kanaryadur" cevabını yapıştırmış. Fakat İlyas hayır anlamında kafasını kaldırır. Temel, birbiri ardına bütün kuşların adını sayıp döker. Fakat her seferinde İlyas hayır deyince pes etmek zorunda kalır. İlyas büyük bir sevinç içinde, - "Haçan insan hamsiyu pilmez mu?" deyince Temel hemen atılır. - "Hamsi saru değuldur ki?" - "Boyamuşumdur.." - "Kafeste midur?" - "Koymişumdur.." Temel şaşırır: "Peku öter mu hamsi?" - "O da aldatmacasıdur işin daa!.."

 

Dalıcılar

Temel ile Dursun iddialaşıyorlarmış "Ben daha iyi dalarım" diye. Temel: - "Haçan ben 25 m'den denize dalarum da bana mısın demem." Dursun itiraz eder: - "Yok yapamazsın!" Derken Temel: - "Gel uşağım, sana ispatlıyacağum." diyerek çıkar 25 m. yüksekliğe ve cumburlop dalar çıkar bir anda. Dursun iddiayı daha ileri götürür: - "Haçan ben de 30 m.'den denize dalarum da bana mısın demem." Temel itiraz eder: - "Yok yapamazsin!" Derken Dursun: - "Gel uşağım, ben de sana ispatliyacağum." diyerek çıkar 30 m. yüksekliğe ve cumburlop dalar çıkar o da. Temel kızarak iddiayı daha ileri götürür: - "Ula ben şu dolu kovaya 2,5 m.'den dalarım.". Dalardın, dalamazdın derken çıkar Temel 2,5 m. yüksekliğe ve su dolu kovaya dalması ile çıkması bir olur. Ne de olsa Temel iyi bir dalıcıdır. Dursun da kızarak iddiayı arttırır: - "Ula ben de şu dolu kovaya 3 m.'den dalarım." Dalardın, dalamazdın derken çıkar Dursun 3 m. yüksekliğe ve su dolu kovaya dalar ve çıkar. Öfkeden gözü dönen Temel: - "Ben ıslak bir havluya 2 m.'den dalarım." demeye başlar. Dursun her zamanki gibi muhalefeti oynar. Bunun üzerine Temel: - "Getirin bakayım şu ıslak havluyu!" der. Çıkar 2 m.'ye ve balıklama atlar aşağıya. Yere 'Güüüm!..' diye çarpar başını. Sersemlemiş bir vaziyette doğrulurken söylenir: - "Kim sıktı bunun suyunu yahu?"

 

Sifon

Temel Dallas'taki kuzeni Dursun'u görmeye gitmiş. Dursun Temel'i havaalanında karşılamış. Beraberce dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış 10 metre boyunda bir limuzin! "Uyyy, amma da büyük bu, daa!" Dursun hafifçe gülmüş: "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yola çıkmışlar, Dursun'un çiftliğinin kapısından içeri girmişler. Git git bir türlü eve varmıyorlar. Temel şaşkınlık içinde: "Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!" Dursun gene hafifçe gülmüş. "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Neyse, akşam olmuş, yemek salonuna geçmisler. Salonun ortasinda kocaman bir masa. Bir ucunda Temel bir ucunda Dursun. Temel Dursun'u taa uzaktan zor seçiyor. "Uyy!" diye bağırmış: "amma büyük masa, daa!" Dursun'un sesi gelmiş "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yemekten sonra Temel'in tuvalete gitmesi gerekmiş. Dursun: - "Temelim, alt kata in, soldan üçüncü kapı" diye tarif etmiş. Temel alt kata inmiş ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun oldugu yermiş. Heryer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış: - "Sifonu çekmeyiiin!! Sifonu çekmeyiiin!"

 

Karıncalar

Temel bir gün bir Alman, Fransız, ve Rus'la birlikte bir otele kalmaya gitmiş. Otelde tek bir oda varmış. Onda da bir çok karınca olduğundan kimse orda kalamazmış. Bizim kafadarlar "biz kalırız" demişler. Birinci gün Alman kalmış ve ancak iki saat durabilmiş. Fransız onun kadar da dayanamamış. Bunun üzerine Rus kalmaktan vazgeçmiş. Temel o gece odada kalmış ve odadan sabah geç saatte çıkmış. Herkes çok şaşırmış ve sormuş: - "Nasıl bu kadar kaldın. Temel de: - "Karıncanın tekini öldürdüm diğerleri cenazeye gitti", demiş.

 

Yavaşla

Temel otobanda köklemiş gazı, gidiyor... Bakmış bir tabela: "YAVAŞLA 80 km." Hızını o an 80'e indirmiş Temel. Az sonra bir tabela daha: "YAVAŞLA 60 km." Temel 60'a inmiş. Merakla giderken yeniden bir tabela: "YAVAŞLA 40." - "Yolda çalışma var galiba!" deyip 40'a düşürmüş hızını. Epeyce sonra yine bir tabela: "YAVAŞLA 15 km." Talimata uyarak 15 km.'ye düşmüş Temel. Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor. Ama meraktan da çatlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş: "YAVAŞLA'YA HOŞ GELDİNİZ, NÜFUS: 2500"

 

Tavukçu

Temel tavukçuluk yapmaya karar verir. Gider 250 tane civciv alır ve getirip ayaklarından tarlaya eker. Sabah öldüklerini görür. Herhalde ters taraftan ektim diye düşünerek ertesi gün de yine o kadar civciv alır ve bu sefer de kafalarından eker. Sonuç yine hüsrandır. Bir mektup yazarak durumu İstanbul'da veterinerlik fakültesindeki amcası Dursun'a bildirerek bilgi ister. Bir süre sonra cevap gelir: - "Haçan sen oranın toprağından numune gönder de inceleteyum."

 

Karadeniz'in doğusundan

Temel omzuna papağanını almış eczaneden aspirin almaya gitmiş. Eczanenin kapısından girip tam aspirin isteyecekken papağanı Temel'den önce davranıp: - "Bir kutu aspirin, bir kutu aspirin" demiş. Eczacı şaşkınlık içinde aspirini Temel'e uzatmış. Temel tam fıyatını soracakken papağan yine erken davranmış; - "Kaç para, kaç para" demiş. Şaşkınlığı iyice artan eczacı aspirinin fiyatını söylemiş. Temel ödemeyi yapmış, eczaneden çıkmak üzere arkasını dönmüş ve kapıya yönelmiş. Eczacı dayanamaz Temel'e seslenmiş: - "Bir dakika bakar mısın?" Temel omzundaki papağanla eczacıya dönmüş; eczacı sormuş: - "Nereden buldun bunu?" Papağan yine önce davranıp; - "Karadenizin doğusundan, karadenizin doğusundan"

 

Boş kaset

Şehirlerarası yolculuk sırasında, hemen şoförün arkasında oturan Temel, şoföre seslenmiş: - Kaptan, haçan sekiz saattur yol aliyruk, habu teyp da devamli çalayi. Kafamuz şişti da... Şoför nazik: - İsterseniz kapatabilirim. Temel'den başka öneri gelmiş: - Yok kapatma... Bi boş kaset koysan da kafamuzi dinlesek...

 

Parmak

Temel bir gün doktora gitmiş, demiş ki: Doktor bey parmağımı karnıma bastırıyorum acıyor, omzuma bastırıyorum acıyor, kalbime bastırıyorum acıyor, kafama bastırıyorum acıyor, gözüme bastırıyorum acıyor... Doktor çok şaşırmış. Temel'e yapılabilecek bütün tahliller yapılmış ama bir şey çıkmamış. En sonunda anlaşılmış ki Temel'in parmağı kırık...

 

Açık çay

Temel işhanında çay ocağı işletmektedir. Üst kattaki işyerlerinden biri seslenir: - Temel efendi, dört çay yap. Biri açık olsun. Çaycı Temel cevap verir: - Abi, hangisi açık olsun?!

 

Tekrar deneyin

Temel ile Dursun promosyonlu meşrubat alırlar. Meşrubatı açan Temel hemen kapağa bakar: - "Tekrar deneyin." Kapağı kapatıp yeniden açar ve okur: - "Tekrar deneyin." ... ... ... En sonunda sinirlenen Temel: - "Ula Tursun. Ha punlar pizi kandıriy! İki saattir deneyrum hala pi şey çıkmadi."

 

Bu burunla

Temel satılık papağanları inceliyormuş. En pahalı papağanın önünde durmuş: - "Abi bunlar neyce konuşuyor?" - "İngilizce, Fransızca, Almanca" - "Kaç paradır?" - "Bir milyar" - "Lazca biliyo mu?" - "Bilmiyo" Temel papağanın burnunu okşamış; - "Bu burunla yazık!"

 

Bakla ıslanmıyor

Trafik polisi Temel'i durdurur: - "Efendi, on dakika evvel kırmızı ışıkta geçtiniz.." - "Kim deyi?" - "Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, telsizle bildirdi!" Temel sinirlenerek, "Ula amma boşboğaz başkomiserin varmış ha! Ağzında pakla ıslanmayı."

 

Ayşe

Bir gün Temel bankadan para çekerken hırsızlar içeriye girer ve herkesi rehin alırlar. Daha sonra rehinenin fazla olduğunu görünce birkaç kişiyi öldürmeye karar verirler ve herkese adını sorarlar. Temel'in yanındaki bir kadına sorarlar: - "Adın ne?" - "Ayşe" - "Benim annemin adı da Ayşe" der bir soyguncu, kadını bırakırlar. Ve sıra Temel'e gelir... Temel'e "adın ne?" diye sorarlar. Temel korkarak cevap verir: - "Adım Temel, ama arkadaşlar bana Ayşe der."

 

Atlar

Temel ile Dursun iki tane at almışlar. Fakat devamlı karıştırıyorlarmış. Hangisi kimin atı belli değil. O yüzden Temel'in aklına parlak bir fikir gelmiş ve atın bir tanesinin kuyruğunu kesmiş. Dursun da ona inat diğer atın kuyruğunu kesmiş. Temel bu sefer atın bir tanesine boya ile işaret koymuş. Dursun da ona inat aynı yere aynı boya ile diğer ata işaret koymuş. Bakmış ki böyle de olmuyor. Temel Dursun'a: - "Ha Tursun bak bu böyle olmayacak.. En iyisi beyaz at benimki, siyah at da seninki olsun.."

 

Başka asker yok mu?

Yeni asker olan Temel'e komutanı sormuş: - "Savaşta siperdesin, sağ taraftan düşman askeri geldiğini gördün. Peki ne yaparsın?" Temel heyecanla cevap verir: - "Hemen çevirir silahımı üzerlerine ateş açarım komutanım." Komutan tekrar sormuş. - "Peki, karşıdan geliyorsa?" - "Karşıya ateş açarım, komutanım." - "Arkadan geliyorsa?" deyince komutan, Temel dayanamamış: - "Komutanım, bu ordunun benden başka askeri yok mu?"

 

Sinyal Temel'e bak bakalım arabanın sinyalleri calışıyor mu? demişler... - Çalışayi - Çalışmayi - Çalışayi - Çalişmayi

 

Karpuz

çekirdekleri Dünya Genetik Projeler Yarışması yapılıyormuş. Tüm ülkelerden genetik profesörleri yarışmaya çalışmaları ile katılmış. İlk Fransız profesörün çalışmasının başına gelmişler. Jüri başkanı çalışmasının ne olduğunu sormuş. Fransız profesör başlamış anlatmaya: - "Ben inek genleri ile tavuk genlerini birleştirdim. Ortaya çıkan mahlukatın eti kırmızı et kadar lezzetli, beyaz et kadar sağlıklı oldu", demiş. Ardından diğer çalışmaları ülke ülke gezmeye başlamışlar. Sıra gelmiş Türkiye'den bizim Laz profesöre. Jüri başkanı: - "Sizin çalışmanız nedir?", diye sormuş. Laz profesör anlatmış: - "Ben" demiş, "karpuz genleri ile hamam böceği genlerini birleştirdim!" Birden tüm jüri üyelerinden bir kahkaha kopmuş ve başkan Laz profesöre: - "Bu çalışma ne işe yarar?", diye sormuş. Laz profesör: - "Acayip işe yarıyor, karpuzu kesiyorsunuz, çekirdekleri kaçışıyo!"

 

Boyacılar

İki boyacı olan Temel (kısa boylu) ile İdris (uzun boylu), bir bayrak direği boyama işini almışlar. Bu iş için ne kadar boya alacaklarını hesaplamak için direği ölçmeye çalışmışlar. Çapını ölçmek kolay olmuş ama ya yüksekliği? Onu ölçmek için Temel İdris'in omuzlarına çıkmış ama direğin tam tepesine ulaşamamış. Idris; "Ben senden uzun boyluyum. Bir de ben deneyim" deyip Temel'in omuzlarına çıkmış ama gene aynı sonuç... Oturup ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iri-yarı bir adam yaklaşıp ne yaptıklarını sormuş. Temel'le Idris sorunu anlattıktan sonra, adam direği yerden güç bela söküp yere yatırmış. Boyunu ölçüp tekrar yerine diktikten sonra yoluna devam etmiş. Gittikten sonra Idris'le Temel bakışıp gülüşmüşler: "Aptal herife bak! Biz ona yüksekliğini sorduk o bize uzunluğunu verdi."

 

Temel karayollarında

Temel Karayolları Müdürlüğünde işe alınmıştır; görevi ise yollardaki çizgileri çekmektir. Temel'e bir kutu boya ve fırça verilir. Temel çizgileri çekmeye başlar. Bir gün amiri gelir ve çizelgeye bakar; "1. gün 500 metre, 2. gün 300 metre, 3. gün 150 metre, 4. Gün 100 metre.." "Temel", der "her gün gittikçe tembelleşiyorsun galiba?" Temel cevap verir: "Aksine amirum daha çok çalışayrum lakin gün geçtikçe boya kutusundan daha fazla uzaklaşayrum."

 

Bir şans daha

Kasabada matematik dersinden herkes geçiyor, ama Temel bir türlü geçemiyor. Temel'in babası okula giderek Temel'in matematiğinin aslında iyi olduğunu, Temel'in notlarının öğretmenlerin Temel'e olan gıcığından kaynaklandığını söyler. Bunun üzerine Müdür'le Temel şöyle bir anlaşma yaparlar: Bir stadta bütün halk toplanacaktır; sahanın ortasına masa kurulup Temel halkın huzurunda sözlü olacaktır.. Ve tarih belirlenir; o gün gelir, bütün halk stadta toplanır; saha ortasında sözlü başlar: Öğretmen Temel'e sorar: - "Söyle bakalım 7 kere 7?" Temel hiç düşünmeden cevap verir: - "49" Statdan bir gürültü kopar: - "Bir şans daha verin, bir şans daha verin."

 

Doping

Temel doping almış; belli olmasın diye sonuncu olmuş.

 

Donlar

Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış. Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış. Önce İngiliz'in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış. "Niye 7 tane?" diye İngiliz'e sormuşlar. O da "Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane: Pazartesi, Salı, Çarşamba..." demiş. "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki." Sıra Fransız'ın valizine gelmiş; açmışlar bakmışlar 8 tane don. "7'yi anladık da niye 8?" diye sormuşlar. Fransız "Pazartesi, Salı, Çarşamba... Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım" demiş. "Vay be! Adamlardaki temizliğe, medeniyete bak!" demiş görevliler. Sıra Temel'e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don. "Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!" Sormuşlar: "Neden 12 adet?" Bizimki cevap vermiş: "Ocak, Şubat, Mart,.."

 

Tanker

Bir gün Temel sahilde gezerken denizde bir tanker görür. Ve yanındakine dönüp şöyle der: - "Adamlar 40 yıllık tankerin üstüne DANGER diye yazmışlar!"

 

Verdiniz mi?

Temel araba sürerken kırmızı ışıkta geçmiş.Tabii bunu gören polis temeli durdurmuş. Polis: - "Ehliyet ve ruhsat beyfendi!" Temel: - "Verdunuzda mi isteysunuz.."

 

Gazla

Temel bir gün arkadaşı Dursun'la bir kamyona çok fazla mal yüklemiş. Öyleki kamyonun üstünden yüksekliği 8 metre varmış. Derken karşılarına bir üst geçit çıkmış. Temel'in gözüne üst geçitteki bir tabela görünmüş, tabelada şunlar yazılıymış; "AZAMİ YÜKSEKLIK 6 METRE". Temel sağına soluna baktıktan

 

Fındık fıstık

Dursun askerden dönmüş. büyük bir heyecanla askerlik anılarını Temel'e anlatıyormuş: - "Ula Temel bizim bi komutan vardı. Bi cörecektun, adam lazlaru sevmeyu da! Bakayi eğer tipin laza benziyse bi finduk de bakayim diyor, finduk diyincede laz olduğun anlaşılıyor çektirmediğu kalmayi" demiş. "Aman Temel finduk demeyi öğrende bari sen ezuyet çekme.." demiş. Temel çalışmış çabalamış ve fındık demeyi öğrenmiş. Temel'de aynı komutana düşmüş. Komutan bakmış bu kesin laz. "fındık de bakalım "demiş sert bir eda ile. Temel hemen "fındık komutanım" demiş. Komutan "nasıl olur ya! bu adam laz ulan" demiş içinden.. - "Bir de fıstık de bakayım."

 

Eşek kaçardı

Bir gün Temel eşeğiyle köyüne dönerken, yolda gördüğü elma bahçesindeki elmalardan tatmak ister. Bahçeye girer ve eşeğinin üstünden kolayca eriştiği elmalarla bir güzel karnını doyurur. Tam ayrılacağı sırada bahçe sahibi ikisini de görür ve yakalar.. Önce bir güzel eşeği döver, ardından da Temel'i pataklar. Dayaktan sonra dayanamayan Temel sorar: - Tamam tövdün, anladık ta sana pirşey sormak isteyrum! - Sor bakalım. - Neden önce beni değul de eşeği dövdün? - Seni önce dövseydim eşek kaçardı da ondan!...

 

Geri vites

Temel bir BMW almış. Arabasıyla Trabzon'a gidip hava atmak istemiş. İstanbul'dan yola çıkmadan önce Trabzon'a telefon açmış ve "Ben yarın 12'de yola çıkıyorum beni karşılayın" demiş. Ertesi gün 6 saatte Trabzon'a varmış. Orda bir kaç gün takıldıktan sonra İstanbul'a dönmeye karar vermiş. İstanbul'a telefon açmış ve "Ben yarın 12'de yola çıkıyorum beni karşılayın" demiş. Ertesi gün İstanbul'dakiler beklemeye başlamışlar. 6 saat olmuş Temel yok. 10 saat yok, 20 saat yok, 40,50 derken Temel gelmiş. Hemen sormuşlar: - "Ya sen giderken 6 saatte gittin de niye dönüşün böyle uzun sürdü?" Temel de yanıtlamış: - "Hep şu Alaman gavuru yüzünden. Arabaya ileri gitmek için 5 vites, geri gelmek için tek vites koymuşlar."

 

Eni boyu

Temel pilottur. Bir gün uçağı zar zor piste indirir ve söylenmeye başlar: "Üf be her seferinde böyle zorlanıyorum, ne diye bu pistlerin genişliği 5 km uzunluğu 20 m. olur anlamıyorum."

 

Memleket Havası

Temel bir gün İstanbul'da gezerken 61 plakalı bir araba görür. Ve arabanın lastiğini bıçakla patlatır. Sonra da karşısına geçer oturur. Yoldan geçen biri: - "Kardeşim lastiği niye patlattın?" diye sorunca, Temel: - "Dur ula, memleket havasi aliyrum"

 

Golf

İngiliz, Fransız ve Laz gene beraberler.. İngiliz - Golf için bir sopa, bir top ve bir delik gerekir, bende bir sopa var. Fransız: - Bende de bir top var. Temel: - Ben oynamıyorum.

 

İdrar tahlili

Temel hastaneye gitmektedir. Girişte birinin ağladığını görür. Yaklaşır ve sorar: - "Hayrola hemşerim! Neden ağlıyorsun?" Adam: - "Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler!" der. Temel daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başlar. Bu sefer susan adam, Temel'e sorar: - "Hemşerim, sen niye ağlamaya başladın?" Temel: - "Ben" der, "idrar tahlili yaptırmaya geldim."

 

Madem Türksün

Temel İngiltere`ye gidecekti. Onun için bir arkadaşından İngilizce hakkunda bilgi istemişti. Arkadaşı "İngilizce, Türkçe kelimelerin son hecesinin uzatılmasıdır" şeklinde Temel`e bilgi verdi. Temel uçağa bindi ve on dakika sonra hostesi çağırmak için, "Hosteeees!" diye seslendi. O da ne, hostes gelmişti. Temel İngilizce`yi sökmeye başladığını düşünüyordu. Havaalanından çıktı.. "Taksiiiii!" Vay be, taksi de durmuştu. Temel ağır ağır kendini kaptırdı. "Hoteeeeeeel!!" Otele gitti. Odasına çıktı, duş aldıktan sonra bara indi. "Viskiiiii!!" Daha sonra Londra sokaklarında dolaşmaya başladı. Parkta bir adam gördü: - "Merhabaaaaa, nasılsınııız?" Adam: - "İyiyiiiiim, sağoooooool" Temel: - "Türk müsüüünüüz?" Adam: - "Eveeeeet!" Temel: - "Kardeşim Türksün de neden iki saattir Ingilizce konuşuyorsun.."

 

Sıkıntı

Temel İngiltere'ye gitmişti. Arkadaşları Temel'e: - "İngilizce bilmezdin İngiltere'de çok sıkıntı çektin mi?" demişler. Temel: - "Hayır, sıkıntıyı asıl İnciluzlar çekti..."

 

İki kere iki

İlkokulda öğretmen Temel'e sormuş. "İki kere iki".. Temel düşünmüş ve cevap vermiş: "10!" Öğretmen kızmış: - "Oğlum iki kere iki dört, bilemedin beş eder; nerden on edecek!"

 

Kibrit

40 yıl sürecek bir araştırma için 3 astronot uzaya gönderilecekmiş. Bunlardan birisi de Temel'miş. Gitmeden önce bunlara istedikleri bir şeyi yanlarında götürebilecekleri söylenmiş... Birisi "Ben 40 yıllık çikolata istiyorum" demiş. Diğeri "Ben de 40 yıllık süt istiyorum" demiş. Sıra Temel'e geldiğinde "Ben de 40 yıllık sigara istiyorum" demiş. Neyse bunlara istedikleri verildikten sonra uzaya gönderilmişler... Aradan 40 yıl geçmiş. Bunlar dünyaya dönmüş. Uzay mekiğinden sırayla inmeye baslamışlar. Çikolata isteyen sapasağlam bir vaziyette inmiş. Ardından süt isteyen de aynı şekilde inmiş. Temel inmiş, yüzü gözü şişmiş bitkin bir vaziyette, bekleyenlere dönerek: - "Kibrit, kibrit, kibrit!!"

 

Karpuz

Lazın biri elini beline koymuş dalgın dalgın yürüyormuş. Birinin dikatini çekmiş; lazı seyrediyormuş. Laz belediye otobüsüne binmiş eli hala belinde, inmiş yarım saat yürümüş eli hala belinde. Onu izleyen dayanamamış koşup, önüne geçmiş. "Kardeşim sen deli misin?" demiş, laz "yooo" demiş. Adam, "hasta mısın?" demiş laz, yine "yooo" demiş. "Seni iki saattir izliyorum elin belinde yürüyosun" demiş. Laz bakmış: - "Vay anasını karpuz düşmüş", demiş.

 

Degaj

İstanbul'un göbeğinde feci bir yangın; gazeteciler fotoğraflarını çekmek üzere meraklılarla birlikte 200-300'e yakın insan oluşturmuşlar. İtfaiyeciler cayır cayır yanan apartmandan tüm kazazedeleri kurtardık sanırlarken, bir de ne görsünler: Bir kadın yanındaki bebeği ile 4. kattan "imdat, imdat!!!" diye avazı çıktığı kadar bağırıyor. İtfaiyecilerin yapacakları hiç bir şey yok, zira ateş binayı öylesine sarmış ki, bırak 4. kata çıkmayı, artık binaya bile yaklaşılmıyor. O esnada insan topluluğunun arasından bizim Temel sıyrılır ve yukardaki kadına çocuğunu aşağıya attığı takdirde tutarak hayatını kurtaracağını söyler. "Hiç 4. kattan çocuk aşağıya atılır mı", diye düşünen kadın çocuğunu atmamakta ısrar eder. Bunun üzerine Temel: - "Ablacuğum, haçan ataysun çocuğu aşağuya, pen oni iyi tutayrum, zira pen Rizesporun kalecisiyum", der. Kadın artık ne yapsın, hiç olmazsa çocuğum kurtulsun maksadıyla sallar bebeği aşağıya. Aşağıda çıt yok; çocuk aşağıya ağır çekimde düşerken fotoğrafçılar günün ve hatta yılın olayını görüntülemek üzere yerlerini almışlar. Temel yine ağır çekimde daha halen havada olan bebeğe doğru koşar, bir sıçrayışta bebeği tam 90'da avuçlarının içine alır, ve yumuşak bir inişle gazetecilerin flaşları arasında yere yuvarlanır. Artık seyircileri yerinde tutmak imkansız; alkışlar, tezahhüratların ardı arkası kesilmezken, Temel millete döner, elini kaldırarak onları selamlar ve bebeği 2 kere yere vurduktan sonra DEGAJINI yapar..

 

Jean Claude Van Damme

Temel bir gün uçakla Amerikaya gitmiş çok yorgun oldugu için bir otele yerleşmiş ve uyumaya koyulmuş. Fakat tam uyuyacakmış ki yandaki daireden müthiş bir gürültü ve müzik sesleri gelmiş. Temel dayanamamış, duvarı yumruklayıp: - "Kimsin ulan! Uyumaya çalışıyoruz, bu ne gürültü", diye bağırmış. Karşı daireden tek ses: - "Jean Claude Van Damme!" Temel yine bağırmış: - "Gelirsem dördünüzünde bacaklarını kırarım!"

 

Mumla zor

Temel, cezaevinde elektrikli sandalye görevlisi. Mahkumun birini getiriyorlar. Temel adamı sandalyeye oturtuyor, bir güzel bağlıyor, tam elektriği verecek, tak! elektrikler gidiyor. Biraz sonra içerden mahkumun müthiş bağırma sesleri geliyor. Yaklaşık 15-20 dakika adam içerde bağırıyor ve derken sesi kesiliyor. Temel dışarı çıkıyor, arkadaşları soruyor: - "Nasıl geçti, ne yaptın?" - "Tam adama elektrik veriyordum ki cereyanlar kesildi." - "Peki adam niye o kadar bağırdı?" - "Ne yapayım bu işler mumla çok zor oluyor."

 

Mektup

Sevgili oğlum Temel, Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum. Artık, senin büyük şehre gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz. Baban bir gazetede, insanların başına genellikle evlerinin 2 km. civarındaki bölgelerde kaza geldiğini okumuş; o yüzden taşındık. Sana yeni adresi veremiyorum çünkü yeni evimizde bizden önce oturan hemşehrilerimiz, taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler. Bu evde garip bir çamaşır makinası var. Geçen gün içine 4 gömlek koydum, çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri bir daha o gömlekleri görmedim. Geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdi. İlki 3 gün sürdü; ikincisi ise 4 gün. Benden istediğin yeleği postaya verdim, ancak halan, o koca düğmelerle paketin çok ağır olacağını söyledi; o yüzden düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin. Sevgiler, annen (Safinaz) NOT: Sana biraz da para gönderecektim ama zarfi bir kere yapıştırmış bulundum.

 

Derdini anlatabildi mi?

Temel'le Dursun kahvenin önünde oturuyorlarmış. Bir turist gelerek Temel'e İngilizce yol sormuş. Temel'de ses yok. Turist bu defa Almanca sormuş, Temel'de yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş. Yine ses yok. İspanyolca, yine ses yok. Turist kızmış bağırıp çağırdıktan sonra çekip gitmiş. Bunun üzerine Dursun Temel'e: - "Bağa bak demiş bizim bir lisan öğrenmemizin zamanı geldi galiba?", demiş. Temel Dursun'a dönerek: - "Boşver", demiş "adam 7 lisan biliyor. Bir derdini anlatabildi mi?"

 

Kulaklığı çıkar

Temel bir gün berbere gider. Kulağındaki kulaklıkla berber koltuğuna oturur. Berber: - "Kulaklığınızı çıkarır mısın?", der. Temel: - "Çıkarmam", der. Berber Temel'i traş etmeye başlar. Ama kulaklıkla traş yapmak zordur. Temel'e bir kere daha: - "Kulaklığınızı çıkarabilir misiniz?" der. Temel, sert bir yanıtla: - "Hayır!" der. Berber içinden, "ben sana yapacağımı bilirim" der. Temel'in kulaklığını habersizce çekiverir. Temel koltuğa yığılıp kalır ve ölür. Berber: "Nedir bu kulaklığın özelliği" der, kulaklığı kulağına takar. Kulaklıktan şu sesler gelir: - "Nefes al, nefes ver! Nefes al, nefes ver!..."

 

Uzaklaştık

Temel ile Dursun bir gün ava gitmişler. İri bir geyik avlayıp geri dönerlerken çok ağır olan geyiği birer boynuzundan beraberce tutarak köylerine doğru yola koyulmuşlar. Köye beşyüz metre kala köyün yaşlılarından biri ile karşılaşmışlar. Adam geyiği görüp Temel ile Dursun'u tebrik ettikten sonra geyiği böyle taşımaları halinde etinin sertleşeceğini söyleyerek kuyruğundan çekerek taşımalarını önermiş. Temel ile Dursun da kuyruğundan çekerek taşımaya başlamışlar. Bir süre sonra çok yorulmuşlar ve Dursun Temel'e dönüp : - "Ula Temel biz yine eskisi gibi taşısak iyi olur. Baksana köyden epeyce uzaklaştık..."

 

Öksürüyorum

Temel dahiliyeciye gitmiş. Doktor ona neyinin olduğunu sormuş. - "Öksurayrum", demiş Temel. - "Ne zamanlar öksürüyorsun?" - "Tuvalette oturuyurken kapiyu tiklattiklari zaman", demiş Temel...

 

Oh oh

Temel yıllarca çalıştıktan sonra kendi işini kurup başarılı bir işadamı olmuş. Bir iş gezisi için Mısır'a gittiğinde, işlerini bitirdikten sonra turistik takılmaya karar vermiş. Yolun kenarında deve kiralayan bir adam görmüş. Kendi kendine: - "Buraya kadar gelmişken deveye binmeden gitmek olmaz", demiş ve bir deve kiralamış. - "Hemşerim, bu hayvan nasıl gider, ne deyince durur?" diye adama sormuş. Adam da: - "'Oh' deyince gider, 'oh oh oh' dersen hızlı gider, 'amin' dersen durur", demiş. Temel binmiş deveye, oh demiş, gerçekten de deve yürümeye başlamış. Temel'in hoşuna gitmiş. "Oh oh oh", demiş, deve hızlanmış. Temel iyice keyiflenmiş. "Oh oh oh oh oh oh oh", diye diye deveyi iyice hızlandırmış. Temel Mısır'ın güzelliklerini seyre dalmış. Ancak bir anda ileride bir uçurum olduğunu farketmiş; deve son hız uçuruma doğru koşturmakta... - "Ulan, ne deyince duruyordu bu hayvan?" diye kendi kendine düşünmüş. Aklına gelen şeyleri teker teker söylemiş ama nafile. Deve bir türlü durmamış. En sonunda Temel bildiği bütün duaları etmiş ve 'Amin' demiş. Deve, uçurumdan düşmelerine ramak kala zıpkın gibi durmuş. Temel de bunun üzerine derin bir 'Oh' çekmiş...

 

Nobum

İdris methini çok duyduğu için Afrika'ya safariye gitmiş. Ufak ufak avlanmaya başlamışlar. Akşam safariye çıkanlar konuşuyormuş. "İşte, ben bir aslan vurdum, ben iki kaplan vurdum..." Bizimkine sıra gelmiş: - "Pen içi tane nobum furdum." Safariciler, herhalde bir şey vuramadı, kafadan atıyor, diye geçiştirmişler. Ertesi gün av dönüşü yine şunu vurdum, bunu vurdum diye konuşulurken İdris yine döktürmüş: - "Pen içi tane daha nobum furdum." Avcılar, bu adam yine atıyor diye düşünmüşler. Daha ertesi gün sıra bizimkine geldiğinde yine; - "Peş nobum daha furdum", deyince dayanamamışlar. - "Yahu kardeşim nasıl bir şeydir şu nobum?" - "Valla, pen elimde tüfek ile dolaşayrum. Çalularun arasundan "Noo buumm, noo buumm" diye kara kara pi şeyler pağura pağura çıkayı, pen de furayrum..."

 

Paraşüt

Temel'in bir paraşütçü dükkanı varmış. Adamın biri bir paraşüt almış, biraz pazarlık yapıp parasını vermiş ve paraşütün özelliklerini sormuş. Temel de teker teker anlatmış. Adam en son çıkarken "peki bu açılmazsa ne yapmak gerekir?" demiş. Temel de:- "Açilmazsa hemen keri keturun oni" der..

 

Olursa olsun

Temel ile Dursun ilk defa İstanbul'a gelmişler.. Bir sokaktan geçerken kadının biri onlara "araba mı park eder misiniz?" diye sormuş. Onlar da "bizimle birer kere birlikte olursan ederiz", demişler. Kadın "tamam" demiş, kadının evine gitmişler. Kadın cebinden iki prezervatif çıkararak "biz bunları çocuğumuz olmasın diye takıyoruz, alın siz de takın" demiş. Temel'le Dursun "tamam" demişler. Aradan aylar geçtikten sonra Temel ile Dursun tarlada çalışırken, Dursun Temel'e: - "ula ben bu şeyden sıkıldım, o kadının da çocuğu olursa olsun; artık bunu çıkarıyorum ben", demiş.

 

Senet

Temel yolda yürürken bir senet bulmuş. Bakmış senedin son günü. Ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başlamış. Sonra gitmiş borç toplayıp senedi yatırmış, rahat bir nefes almış. Aynı şekilde bir gün yürürken yine yerde bir senet görmüş, almış bakmış. Yine senedin son günü. Ama bu ödenecek gibi değil, çok fazla miktarda. Temel hemen sahte pasaport çıkartıp yurt dışına kaçmış..

 

Pireler

Temel biyologtur. Pireler üzerine bir araştırma yapmaktadır. Yaptığı deneylerin sonuçlarını da sürekli olarak not almaktadır. Pirenin dört bacağından birini koparır ve pireye "atla" der; pire atlar, "zıpla" der; pire zıplar. Temel notunu alır: "Üç bacaklı pire hopluyor ve zıplıyor." Pirenin bir bacağını daha koparır. Aynı şeyleri sorar ve yazar: "iki bacaklı pire hem hopluyor hem zıplıyor." Üçüncü bacağı da koparır aynı şeyleri sorar ve yazar: "tek bacağı olan pire oynuyor ve zıplıyor." Dördüncü bacağını da koparır ve yine aynı soruları sorar. Pire hoplamaz ve zıplamaz. Temel notunu alır: "Dört bacağı koparılan pirenin kulakları duymuyor..."

 

İçki isteyen laz

Temel otelin birinin odasında kara kara düşünüyor.. 'Ulan' diyor, "Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?" Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor. "Bana bir fvisku.. yok böyle anlarlar".. "Bana bir rakı, yok" diyor "böyle de anlarlar". "Bana bir bira.. tamam" diyor "böyle iyi.. anlamazlar". Ve aşağıya iniyor. Masaya dirseklerini dayıyor ve sesleniyor: - "Barmen bana bir bira". Barmen Temel'i biraz süzdükten sonra soruyor: - "Birader sen laz mısın?" Temel: "uuuy nasil anladın" diyor: - "Burası resepsiyon bar karşıda.."

 

Çin'e savaş

Bizim Rizeliler Çinlilere savaş açmaya karar vermişler. Bunu Çinlilere de bir mesajla iletmişler. Çinliler açmışlar haritayı Rize'yi aramaya başlamışlar. Bir de bakmışlar Karadenizin kıyısında küçük bir Türk şehri. "Bunlardan bize zarar gelmez" deyip savaşı kabul etmişler. Bunun üzerine Rize'de yaşlılar heyeti ne yapacaklarına karar vermek için toplanmış. Bu arada halk da sonucu bekliyormuş. Toplantı uzadıkça uzamış... Sonunda gençlerden biri dayanamamış, toplantı yapılan yere dalmış ve: - "Ne o korkay misunuz?" demiş. Yaşlılardan biri de: - "Korkmayruz ama o kadar

 

5 kişilik

Temel tabanca almak için silahçı dükkanına girer ve sorar: - "Bana bir tabanca lazım." Dükkancı sorar: - "Peki, nasıl bişey istersun?" - "5 kişilik olsun.."

 

Şoförsüz gidiyor

Temel ile Dursun iki katlı otobüsle seyahat ediyordu. Üst kattaki Temel bir ara cep telefonunu çıkardı ve alt kattaki Dursun'u aradı: - "Tursun, orada durum nasıl?" - "Hüç... Bizim şoför uyumuş, otobüs öylece gidiyor." Temel: - "O da bir şey mi? Bizim katta hiç şoför yok. Otobüs şoförsüz gidiyor."

 

Teyzemde kalırım

Temel, İstanbul'da yeni kiraladığı evini emlakçıyla son kez gezerken; emlakçı Temel'e: - "Evinizin bir tek kötü tarafı var o da tren yolunun yanında olması", diyor ve arkasından ekliyor: - "ama o da sorun değil insan birkaç hafta sonra alışıyor." Temel cevap veriyor: - "Sorun değil.. O birkaç haftada da gidip teyzemde kalırım."

 

Isıt da..

Temel bir gün kahveye gitmiş: - "Selamün aleyküm usta.. Soğuk çayın var mı?" Adam: - "Yok", deyince Temel: - "Sağol usta.. Allah'a emanet ol", demiş ve gitmiş. Ertesi gün Temel yine aynı kahveye gitmiş ve ustaya: - "Usta soğuk çayın var mı?" demiş. Adam yine: - "Yok", demiş ve Temel yine kahveden ayrılmış. Bir sonraki gün yine aynı hadise tekrarlanmış. Kahve sahibi de "bu adam nasıl olsa bir daha gelir, ben buna soğuk bir çay hazırlayayım", demiş ve hazırlayıp Temel'i beklemeye başlamış. Temel adamın düşündüğü gibi yine gelmiş: - "Usta soğuk çayın var mı?" demiş. Adam da büyük bir iştahla: - "Evet var", demiş. Temel de bunun üstüne: - "O zaman ısıt da içelim", demiş.

 

Tüp geçit

İstanbul'a tüp geçit yapılması için ihale açılmış.. Amerika, Japonya vs. hepsi teklif vermiş, 10 milyar, 20 milyar dolarlar... Bizim Temel'le Dursun ise 10 bin dolarlık bir teklif getirmişler.. Komisyon gitmiş Trabzon'a; Temel'le Dursun'u görmeye.. Demişler ki, "ihaleyi size vereceğiz, anlatın bakalım projenizi?" Temel başlamış anlatmaya... - "Ben gidicem Anadolu yakasına başlıycam denizin altından kazmaya, İdris de gidecek Avrupa yakasından kazacak. Denizin altında ortada buluşucaz." Yetkililer sormuş: - "Peki ya hiç buluşamazsanız ne olcak?" İdris de bu sefer atılmış: - "O zaman bir tüp geçit fiyatına iki tüp geçit yaptırmış olacaksınız..."

 

Üç kişi

Temel Amerika'da trafik polisidir. Bisikletle yol trafiğini ihlal eden bir papazı durdurur: - "Dur, ceza yazacağım." - "Ceza mı? Yazamazsın." - "Haçan nedenmiş o?" Papaz gülerek cevap vermiş: - "Benim sağ kolumda İsa, sol kolumda Meryem var." Temel hemen atılarak: - "Uy da, yazacuğum. Bisiklete üç kişi bineysun!.."

 

Trabzon'a da gider

Temel uçakla Trabzon'a gidecekmiş. Oturmuş bir yere rastgele. Asıl yer sahibi gelmiş: - "Beyfendi burası benim yerim kalkar mısınız?" - "Hayır." - "Beyfendi burası benim yerim kalkın." - "Hayır." Yer sahibi gider hostese başvurur. - "Beyfendi burası sizin yeriniz değil, kalkar mısınız lütfen?" - "Kalkmam." Hostes çare bulamayınca kaptana başvurur. Kaptan, Temel'in kulağına bir şey fısıldar ve Temel kalkar, arka tarafa oturur. Herkes hayret etmiş durumdadır, "biz bu kadar uğraştık kalkmadı acaba kaptan nasıl kaldırdı bunu" diye. Dayanamıyorlar, Kaptan'a soruyorlar: - "Dedim ki burası Trabzon'a gitmez.."

 

Gece buradayız

İki Karadenizli uçağa binmiş. Uçak havalandıktan sonra uçağın motorlarından biri bozulmuş. Pilot anons etmiş: - "Uçağımızın bir motoru bozulmuştur. Telaşa gerek yoktur". Aradan çok geçmeden ikinci motor da bozulmuş. Pilot anons etmiş: - "Uçağın ikinci motoru da bozuldu....". Temel Dursun'a dönmüş: - "Tursun desene geceyi burda geçireceğiz."

 

Motorlu testere

Trabzon'da bir grup laz çok ağaç kesebilmek için Amerika'dan motorlu testere getirtmeye karar vermişler. Gerekli bağlantılar kurulduktan sonra para ödenmiş ve birkaç tane elektrikli testere alınmış. Garanti kağıdında da günde en az 500 tane ağaç keseceği belirtiliyormuş. Her neyse, bizimkiler koyulmuşlar işe. Akşam olduğunda en fazla ağaç kesen Temel'miş ve sadece 50 tane ağaç kesmiş. Doğal olarak herkes şaşırmış. Bir sonraki gün Temel zorlayarak sayıyı 100'e çıkarmış. Daha sonraki gün akşam Temel yerinden kalkamaz hale gelmiş ama sadece 150 tane ağaç kesebilmiş. Artık bizimkiler Amerika'dan bir yetkili çağırmaya karar vermişler. Yetkili gelmiş ve birlikte ormana gitmişler. Amerikalı motorun ipini çekip çalıştırmış ve çıkan ses üzerine bizimkiler hep bir ağızdan: - "Uyy o ne daa?"

 

Geri getir

Temel'in bindiği gemi batmış.. Bir Fransız ve bir Alman ile bir adada yalnız kalmışlar. Her gün deniz kenarından tuttukları balıklari yiyerek yaşamaya çalışıyorlarmış. Aradan aylar yıllar geçmiş. Bir gün yine deniz kenarında avlanırken oltaya bir şişe takılmış. Şişeyi dışarı çıkarırlar. Bir de bakarlar ki şişenin içinde bir cin. Binbir zahmetle şişenin ağzındaki mantar tıpayı çıkarırlar. Cin, "sizlere çok teşekkür ederim yüzlerce yıldır bu şişenin içine hapsolmuştum. Dileyin benden ne dilerseniz" diyerek borcunu ödemek ister... Bunu duyunca biraz şaşırırlar.. Alman çok fazla beklemeden, "beni çabuk vatanıma gönder" der. Cinin elinin bir hareketi ile Alman ortadan kaybolur. Bunu gören Fransız, "beni de, beni de vatanıma gönder" der, cin elini bir daha hareket ettirir Fransız da kaybolur. Cin Temel'e bakar, "sen de son dileğini söyle de ben de vatanıma gideyim artık" der. Temel biraz düşünür ve dileğini söyler: - "Özledim ha o uşaklari, geri getir onlari.."

 

İki tüp geçit

İstanbul'a tüp geçit yapılması için ihale açılmış.. Amerika, Japonya vs. hepsi teklif vermiş, 10 milyar, 20 milyar dolarlar... Bizim Temel'le Dursun ise 10 bin dolarlık bir teklif getirmişler.. Komisyon gitmiş Trabzon'a; Temel'le Dursun'u görmeye.. Demişler ki, "ihaleyi size vereceğiz, anlatın bakalım projenizi?" Temel başlamış anlatmaya... - "Ben gidicem Anadolu yakasına başlıycam denizin altından kazmaya, İdris de gidecek Avrupa yakasından kazacak. Denizin altında ortada buluşucaz." Yetkililer sormuş: - "Peki ya hiç buluşamazsanız ne olcak?" İdris de bu sefer atılmış: - "O zaman bir tüp geçit fiyatına iki tüp geçit yaptırmış olacaksınız..."

 

Elektrikli testere

Trabzon'da bir grup laz çok ağaç kesebilmek için Amerika'dan motorlu testere getirtmeye karar vermişler. Gerekli bağlantılar kurulduktan sonra para ödenmiş ve birkaç tane elektrikli testere alınmış. Garanti kağıdında da günde en az 500 tane ağaç keseceği belirtiliyormuş. Her neyse, bizimkiler koyulmuşlar işe. Akşam olduğunda en fazla ağaç kesen Temel'miş ve sadece 50 tane ağaç kesmiş. Doğal olarak herkes şaşırmış. Bir sonraki gün Temel zorlayarak sayıyı 100'e çıkarmış. Daha sonraki gün akşam Temel yerinden kalkamaz hale gelmiş ama sadece 150 tane ağaç kesebilmiş. Artık bizimkiler Amerika'dan bir yetkili çağırmaya karar vermişler. Yetkili gelmiş ve birlikte ormana gitmişler. Amerikalı motorun ipini çekip çalıştırmış ve çıkan ses üzerine bizimkiler hep bir ağızdan: - "Uyy o ne daa?"

 

Trabzon'a gitmez

Temel uçakla Trabzon'a gidecekmiş. Oturmuş bir yere rastgele. Asıl yer sahibi gelmiş: - "Beyfendi burası benim yerim kalkar mısınız?" - "Hayır." - "Beyfendi burası benim yerim kalkın." - "Hayır." Yer sahibi gider hostese başvurur. - "Beyfendi burası sizin yeriniz değil, kalkar mısınız lütfen?" - "Kalkmam." Hostes çare bulamayınca kaptana başvurur. Kaptan, Temel'in kulağına bir şey fısıldar ve Temel kalkar, arka tarafa oturur. Herkes hayret etmiş durumdadır, "biz bu kadar uğraştık kalkmadı acaba kaptan nasıl kaldırdı bunu" diye. Dayanamazlar, Kaptan'a sorarlar, Kaptan da cevap verir: - "Dedim ki burası Trabzon'a gitmez.."

 

Geceyi burda geçireceğiz

İki Karadenizli uçağa binmiş. Uçak havalandıktan sonra uçağın motorlarından biri bozulmuş. Pilot anons etmiş: - "Uçağımızın bir motoru bozulmuştur. Telaşa gerek yoktur". Aradan çok geçmeden ikinci motor da bozulmuş. Pilot anons etmiş: - "Uçağın ikinci motoru da bozuldu....". Temel Dursun'a dönmüş: - "Tursun desene geceyi burda geçireceğiz."

 

Laz vampir

İngiliz vampir, Fransız vampir, bir de Laz Vampir gecenin kör karanlığında uçmaktalardı. Çok acıktığını sezinleyen İngiliz vampir pike yaptı ve aşağı doğru süzüldü. Birkaç dakika sonra ağzı kan içinde geri döndü. - "Aşağıda bir ağıl vardı. 20-30 ineğin kanını emdim, enfesti." Bir süre sonra Fransız vampir de pike yaparak aşağı süzüldü. Geri döndüğünde ağzı yüzü kan içindeydi. İngiliz'e bakarak: - "Hani senin az önce girdiğin ağıl vardı ya..." - "Evet?" - "Onun yanında bir ahır vardı, gördün mü?" - "Evet gördüm." - "İşte orada en azından 40 tane atın kanını emdim. Enfesti." Bu konuşmalar sonucunda tabii Laz vampirin de karnı acıkmıştı. O da pike yaptı, süzüüm süzüm süzüldü. Aradan 5 dakika geçti, Laz vampir her yeri kan içinde geldi... Onun bu hali diğerlerinin, müthiş bir ziyafet çektiğini düşünmelerine neden oldu. Tabii oldukça meraklanmıştı İngiliz ve Fransız vampirler... - "Eee? Nasıldı?" - "Ula uşaklar, haçan aşaguda pir ağıl vardı daa, gördinuz mu?" - "Eveet, gördük." - "Haçan onun yanında da pir ahur vardı daa, oni da gördinuz mu?" - "Eveet, gördük." - "Haçan o ahurun yanında da pir elektruk direğu vardı daa, oni da gördinuz mu?" - "Eveet, gördük." - "Haçan pen oni görmedum daa.."

 

Ütü

Temel, iki kulağı da yanık vaziyette hastaneye getirilmiş. Doktor bu duruma şaşırıp sormuş: - "Nasıl oldu bu?" - "Ütü yaparken telefon çaldı." - "Peki diğer kulağın nasıl yandı?" - "O da ambulans çağırırken!"

 
  Heute waren schon 3 Besucher (18 Hits) hier! .
 
 
=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=

Pimp Text